"Kuşak farkı" kavramını ilk kez ilkokul 5. sınıftayken öğretmenimiz kim bilir hangi konuyu anlatırken duymuştum duyar duymaz da "aaa bizim ailemizde de böyle bir şey var mı?" diye o minik beynimle sorgulayp bizim evde olmadığına karar vermiştim. Taki ergenliğe kadar. "Aman bu kuşak farkı da neymiş" diye düşünürken bir anda aile içinde yaşanan gerginlik, kendini ifade etme çabası ve tartışmalarının içine girdiğim dönemde kafama dank etti ve ahan da budur kuşak farkı/çatışması şeklinde yıllar önce belleğime kazınmış olan bu canım kavramın yeniden farkına varmıştım. Ama o dönemde de şöyle bir yanılsamaya düşmüştüm kuşak çatışmaları ebevenyler ve ergenleri arasında olur. Süreç içinde bu yanılsamanın da ayırdına varıyorum. Ve bu, hızla gelişen dünyada kuşak farkı veya çatışması için aradan bir nesil geçmesine hiç gerek kalmamış. On yıllık dönemlerde yeni yeni kuşaklar oluşmaya başlamış. Örneğin ben 78 doğumluyum benim şahsi kanaatim 80den sonra doğanlarla 70ten sonra doğanlar arasında inanılmaz büyük bir fark olduğu. Biz kendi ilk gençlik dönemimizde ne kadar çılgın ve özgürlükçü olmaya çalışırsak çalışalım ne kadar kendi dönemimizin tabularını kırmaya çalışırsak çalışalım yine de daha gelenekselci bir yapıya sahip olduğumuzu, 80 ve 90 doğumluların gerçekten daha bireyselci bir yaklaşımla büyüyüp ( nedeni aileler mi yoksa değişen dünya mı bilmiyorum ama daha çok darbe çocukları olmalarına bağlıyorum), "ben" kavramını daha fazla içselleştirmiş bir nesil olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak 70 kuşağı pek bir akli selim kalıyor yanlarında.
Diyeceksiniz ki "hoppala hastane geyiğinde kalmıştık en son ne oldu?" ahan da işte devam ediyorum ve yan yataktan karşı yatakla ilgili maceralarıma geçiyorum.
Karşı yataktaki hastanın refakatçileri tam bombaydı. Bir kız vardı 20li yaşların başında sanırım hem gençliğin hem de kendi seçimlerinin rahatlığıyla biraz fazlaca özgür ruhlu bir kızcağızdı. Birkaç gündür hastanede kalmak belli ki benim üzerimde yarattığı etkiyi pek de yaratmamıştı onda. Mesela hala her sabah uyandığında eline aynasını alıp onca hasta ve hasta yakınının yanında bir güzel kaşlarını alabiliyordu veya hiç bir fırsatı kaçırmadan babişkosunun yanında etrafa mavi boncuklar dağıtabiliyordu. Ben de bu sırada bir sandalyeye oturmuş hayretle olan biteni izliyordum :)) Günlerden birgün kara yağız genç doktorumuz ( ki keza kendileri benim kara listemde olur ) kızın babasının pansumanını yapmaya geldi. İşte bu sırada geçen bir diyaloğu sunuyorum size;
kız: aaaa siz pansuman yaparken ben de bakayım. (diyerek çocuğun ağzının içne girdi zaten)
genç doktor: siz de bu işlerle ilgili misiniz? diye sordu ( beyin ameliyatlarında doktordan başka kimse pansuman yapamadığı için mi yoksa içtenlikle sorulan bir soru mu yoksa muhabbet devam etsin diye mi soruldu soru o kısmını ben çözemedim.)
kız: yoooo aslında ben üniversitede fooğrafçılık okudum bir dönem ödev için hayvan hastanelerinde ameliyatlara katıldım, dedi. ( ben bu sırada güleyim mi ağlayayım mı sürekli giden gelen duygular içinde şunları düşünüyordum. Nasıl yani şimdi bu durumda babanı hayvanlarla bir, geniş egosu bir hayli şişkin olan beyin cerrahımızı veterinerlarle daha da önemlisi kendini de bu işlere vakıf kişilerle bir mi tutmuş oluyorsun soruları arasında gidip gelirken diyoluğun diğer kısımlarını kaçırmışım :)) tühhh.)
Diyoloğu kaçırdım ama daha sonraki kısımlar daha eğlenceli ben tam sigara içmekten dönerken koridorda bir ses bi karmaşa kızımız bayılmış. Genç doktorumuz da gerçek bir beyaz atlı prens olarak onu kucaklayıp yatağa yatırdı tansiyonunu ölçtü vs vs. Daha sonra onun nöbeti bitti o sırada başka biri geldi onun nöbetinde de genç kızımız bacağını kestiği için bacağına pansuman yapıldı ve tetenoz iğnesi vuruldu yine vs vs. Ben gerçekten yaşlanıyorum galiba bu olaylar bana gerçekten çok uzak işin garip tarafı gençken de çok uzaktı. İşte bu nedenle kuşak farkı diyorum. Daha bir ne istediğini bilen ve istediklerini elde etmek için uğraşan bir nesil var artık karşımızda :)))
Not: god bless us :)))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder