Evet yine konuyu tüm detaylarıyla inceleyebilmek için ta çocukluğuma kadar indim. Konuyla ilgili ilk mantık kırıntıları içeren anılar ortaokul yıllarıma rast geliyor. Öğretmenlerimiz "eğitimde aile mi yoksa çevre mi daha önemlidir?" başlıklı bir münazara düzenlemişler ben de çevreyi savunan gruptayım halbuki deli gibi diğer grupta olmak istiyorum. Çünkü o tarafın kozunun daha güçlü olduğunu düşünüyorum.Bir insana ailesinden daha iyi şekil verebilecek dış faktörleri beynim almıyor. Aradan yıllar yıllar geçiyor ve ben artık çitin diğer tarafındayım (atık münazarayı ben yönetiyorum dermişim) ve ne yazık ki dehşetle farkındayım ki aile bir yere kadar çocuk çevreden aklımın ve hayalimin kabul etmek istemediği bir ölçüde ve hızda etkileniyor. İşte günümüzde de bu konu medyaya mahalle baskısı başlığı altında girip girip çıkıyor.
Aslında çocukluğumdan devam etsem konuyla ilgili daha neler çıkar lakin o günlerde yaşadığım mahalle baskılarından bahsedecek kadar sağlam sinirlere bugün sahip değilim belki başka bir gün. O halde büyük bir hızla zaman makinemizi günümüze ayarlayalım bakalım 2012'de çevre beni nasıl etkiliyor. O zaman görsel anlamda çevremi tanımlamakla başlayayım efendim kartepenin eteklerinde minik şirin bir okulda çalışmakta ve eteğin düzlüklerinde müstakil bir evde yaşamaktayım. Yazı ayrı kışı ayrı baharı apayrı güzel bir memleket. Buraya kadar çevre tanımı kulağa iyi geliyor. Taki işin içine insan faktörü ekleninceye kadar.
Faktör 1: Sabahın köründe yağmurlu bir havada otobüs bekliyorum. O sırada mahallede oturan bir teyze yaklaşıyor yanıma, çocuğuyla ilgili bir konuda dertlenmiş onu anlatıyor ve konuyla ilgili fikrimi soruyor ben de mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu sırada yarım saatte bir gelen otobüsümün geldiğini görüp bir yandan otobüse durması için el ediyorum diğer yandan da şemsiyemi kapatarak arabaya doğru yöneliyorum. Bu arada teyze hala bir şeyler anlatıyor ona da gitmem gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Zzzzzt otobüs beni transit geçiyor. Bu arada 25-30 adım ötemde başka birisi için durunca ben de derse geç kalmamak adına koşup yetişiyorum. Saf saf şoföre "durmanız için el ettim ama görmediniz" diyorum. O da bana "yoooo gördüm konuşuyordun durmadım" diyor. Ben de ki şoku görmeniz lazımdı. Uzun uzun tartışmalardan sonra amca "amannnn canım durmak istemedi durmadım" deyip olaya son noktayı koyuyor. Eğer ben bir erkek olsaydım son nokta yumruklarla konurdu.
Faktör 2: okulumdaki müdür yardımcılığı kadrosu için başvuruda bulundum. Benden sonra başka bir arkadaş(erkek) daha aynı kadroya talip olmuş. Talepler değerlendirildikten sonra benim hizmet yılım daha fazla olduğu için benim başvurumun kabul olacağı milli eğitimdeki görevliler tarafından müdür beye bildirilmiş. Daha sonra ben müdür beyin odasına çağrıldım. Sinirden tüm beyin dalgalarımın sigortaları atmış ve dilekçemi geri çekmiş bir vaziyette müdür (beyin) odasından çıktım.Eğer ben erkek olsaydım adam yerine konulacağım için ( bakınız deyimlerimiz bile erkek olmayı hakikatli bir birey olmakla bir tutuyor) böyle bir dilekçe geri çektirtme işlemi düzenlenmezdi. Ya da zaten diğer arkadaş bunu erkekliğe sığdıramazdı ve başvurmazdı.
Faktör 3: Bu sefer karlı bir havada bir marketin önünde okula gitmek için otobüs bekliyorum. Önümden hatta parmak ucumdan geçerek bir araba marketin önüne park ediyor. Ama o kadar yakın geçiyor ki ben korkuyla geriye bir kaç adım sendeliyorum. Arabanın şoförü bunu fark ediyor. Markette işini bitirdikten sonra da ben hiç orada yokmuşum gibi arabayı geri vitese alarak arabayı tekrar üstüme üstüme sürüyor. En son ben "ne yapıyorsun diye?" bağırınca o da penceresini açıp gülerek bir şeyler söylüyor. Keza ben o kadar sinirliydim ki ne söylediğini şu an hatırlayamıyorum. Adama "deli misin sen kardeşim?" şeklinde bağrınırken de otobüsüm geliyor ve ben söylene söylene yerime oturuyorum. Eğer ben erkek olsaydım ilk olaydı kusura bakma ağabey denirdi ikinci olay olmazdı bile. Ortada krkutularak zevk alıncak bir bayan yoksa olay çıkartmanın bir manası yoktur.
Faktör 4: Otobüs bildiğin öğretmen servisi şeklinde bir yolcu profiline sahip. Yol boyunca beş ilkokul bir lise bir yüksek okul var. Aynı kadro her sabah yol alıyoruz. Şoförle tartıştığım o gün bir allahın kulu da "kardeşim bu nasıl bir konuşma şekli? Bir bayanla bu şekilde konuşulur mu?" ya da ne bileyim "karşındaki köyümüzün öğretmeni bu konuşma tarzı hiç hoş değil." filan demedi. Ama bugün ben yine başka bir adama saydırırken otobüse bindiğim için "hocam biraz sinirli bir insansınız herhalde?" denildi. Eğer ben bir erkek olsaydım "sinirli bir insan" değil "mert bir erkek" olarak görülecektim. Bu nedenle de buna ilişkin yorum bile yapılmayacaktı. Ama erkek olmadığıma göre ben etrafta "bıd bıd" konuşan saçı uzun aklı kısa adem oğluyum pardon ya adem kızıyım.
Daha çokçasını ve hakikatlilerini hayatımın içinden hiç zorlanmadan ve aramadan bulup çıkartabilirim lakin çok da derinlere dalmak istemiyorum akabinde adaleti geç de olsa sağlamak konusunda feci saplantılı bir karakter haline dönüşüyorum. İşin aslı şu bu hikayelerdeki faktörlerin hepsi erkek ve benim kadın olmam nedeniyle faktörel davranabiliyorlar. Nasıl bir iç güdüdür bilmiyorum. Aşağılık kompleksinden midir? Büyütülme şeklinden midir? Sene 2012 millet ayı geçti marsa temel attı ama bizim hala çağdaş uygarlık seviyesine çıkamamamızdan mıdır? Kadını ya anne olarak kutsal görürüm dibine kadar sömürürüm ya da sömüremeyeceksem söverim gelmişine geçmişine gibi her yeri mantık hatasıyla dolu bir kavram haritamız mı vardır nedir? Bilmiyorum bilmek de istemiyorum.
Ama erkek milletine iki çift lafım var iki kapı tuttunuz önden buyur ettiniz, iki taşıyamadığımız yüke el atıp yardım ettiniz, iki ayakta gördünüz yer verdiniz diye havaya girip pozitif mozitif ayrımcılık uygulamayınız uygulatmayınız.
PS: Bakınız korktuğum başıma gelmeye başladı. Hindi gibi kabarmaya başladım bunun sonu hayra alamet değil...