Bu sabah uyandığımda her zamanki gibi yataktan kalkmadan önce gözlerim kapalı yeni günle ilgili birkaç şeyi kafamda tasarladım bunu hep yaparım çünkü sıcağı çok severim ve yataktan kalkmayı mümkün olduğunca ertelerim günü planlama kısmıda işin bahanesi olur :) Sonunda sıcak yataktan soğuk odaya geçiş vakti geldiğinde ilk olarak gerindim boğazımda tuhaf bir mırıltıyla daha sonra ayaklarımı terliklerime doğru uzattım. Uzattım ama bir türlü terliklere ulaşamadım şöyle terliklerim nerde diye bakınırken bir çift karartı farkettim bu ne ya derken farkettim ki ben dört patisinin üstüne doğrulmuş kara bir kediydim artık. Yok artık bu bir kabus olmalı diye uyanmak için beyhude bir çaba sarfettikten sonra acı gerçeği yine yine farkettim.
O sırada açık olan televizyondan haberler kulağıma çalınmaya başladı. İzlanda'da soğuk hava nedeniyle borular donmuş ve onbinlerce insan su sıkıntısı çekmeye başlamış. Nasıl yani kış eşit değildir susuzluk bu yazla denkleşen bir kavramdır. Daha sonra evinde vurulan bir anne baba ve iki çocuğun cesetlerinin bulunmasından bahseden başka bir haber sırageldi nasıl yani neden soruları aklımda yankılanırken. Son haber de başka bir sancının merkezi oldu. İstanbul Üniversitesi
rektörlüğü polislere üniversite sınırları içinde tam yetkiyle ilgili bir protokol imzalamış. Nasıl yani Türkiyenin genç özgür beyinler copların ışığında mı beyin fırtınaları yapıp bu ülkeyi ileriye götürecekler?
Neler oluyor canım ülkemde ve dünyada? Sanırım geçen günkü yazımda bahsi geçen dilekler üst makamlar tarafından ciddiye alınıp kayıtlara geçirildi ve Şuanda bunlar tek tek gerçek oluyor. O zaman bu gece tekrar uykuya yatalım yatmadan önce tüm kalbimizle tüm insanlık için iyi şeyler dileyelim. Yeni yıl noel felan geyik olabilir ama milyonlarca insanın pozitiif enerjisi mutlaka bu dünyada yeni bir umut duygusu uyandırmaya yetecektir. En azından ben buna inanmak istiyorum.
Naçar kalacak yerde
Nagah eder ol perde
Derman eder ol derde
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
Her kuluna her anda
Gah kahr-ü gah ihsanda
Her anda O bir şanda
Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler
( Tefvizname)
Yukarıdaki dizelerden yola çıkarak dilerim ki mevlamdan insanlık için yeni bir yıl barış,huzur ve mutluluk gibi kavramların yaygın olark yaşandığı bir dönem olur.
30 Aralık 2010 Perşembe
26 Aralık 2010 Pazar
Ah Bir Kara Kedi olsam
Ben tüyleri parıl parıl parlayan gözleri şimşek şimşek çakan siyah bir kedi olmak istiyorum. Evet evet doğru duydunuz ben tam anlamıyla gerçek bir kara kedi olmak isityorum. Tüm mutlu çiftlerin arasından geçip ilişkilerinin çatırdadığını görmek istiyorum, dostların yanından geçerken kuyruğumu salladığım anda o dostluğun içine nifak tohumlarının serpilmesini istiyorum. Bir evin köşesinden baktığımda o mahallede tüten hiç bir ocak kalmasın istiyorum. Bir kulağımdan diğerine yayılan gülümsememle yürüdüğüm toprakların betinin bereketinin kaçmasını istiyorum. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna tek bir canımı feda bile etmeden geçip gitmek belki de gezip görmek istiyorum. Bırakayım başkasının can hakkı yansın birileri de onun arkasından bakıp büyük bir acıyla yansın istiyorum. İstiyorum ki bir kedi olarak tüm dünyayı ben yöneteyim TEK-EL kavramı kalksın yerine tek pati denilsin. Ben sevimliliğimin perdesi altında kah hacivat olayım kah karagöz olayım hem yanılıyomuş gibi görüneyim ham yanıltayım. Türlü dalavereyle çeşit çeşit oyunlar oynayayım herkesi ayakta uyutayım istiyorum. Kara kedinin bir asaleti var deyip arkama da bir kaç deli almak dünyada hiç bir beyaz kedi kalmasın rengimi bozuyor deyip bir soykırım başlatmak istiyorum. Öyle bir soykırım ki Gri kedi dahi annesinin beyaz olduğunu unutsun ve diğer beyaz kedileri katletsin istiyorum. Gerekirse kendi kardeşini dahi ele versin istiyorum. İstiyorum ki kardeş kardeşi kırsın. Ranttı, emparyalizmdi, kapitalizmdi derken tüm dünyanın bir adam sendecilikle, döneklikle, ikiyüzlülükle, dalavereyle,kanla, kinle, nefretle bir kaosla kavrulmasını daha da önemlisi kimsenin mutlu olmamasını istiyorum. Tüm yüzlerin acıyla buruşmasını istiyorum. Bir o yana bir bu yana ben salınırken herkes diz çöksün istiyorum bu eğilme saygıdan değil acıdan iki büklüm olmuş bedenlerin mayası olsun istiyorum.
Her sene dileklerinin tersi çıkmış olan bir ademkızının bu seneki taktiği budur. Ya tutarsa :))
Not: Arsız Kara Kedi
Her sene dileklerinin tersi çıkmış olan bir ademkızının bu seneki taktiği budur. Ya tutarsa :))
Not: Arsız Kara Kedi
23 Aralık 2010 Perşembe
dur bir istihareye yatayım
şimdi size "ben çok hümanist bir insanımdır hayatı bir çocuğun kalbinin saflığında yaşayıp tüm insanlığı bir kuşun kanadından seyre bakar gibi algılayıp onlara olan sevgimi mum ışığında damıtarak içselleştiririm" şeklinde konuşsam ne kadar içli bir konuşma olurdu değil mi.? Ama yok böyle birşey. Beni tanıyan arkadaşlar eminim şu anda çok şaşırmışlardır. "Ama biz seni aynen bu şekilde tanıyoruz" diye iç geçirmişlerdir !? İşin geyiği bir tarafa gerçekten insanoğlunu herşeye rağmen sevdiğimi ve ne yazık ki hala gelecek güzel günlerin bulunduğuna inanacak kadar saf olduğumu itiraf etmek zorundayım. Lakin tüm evreni sevgiyle kucaklamama engel olan bazı şeyler var. Örneğin beynimin zemberiğini yerinden oynatacak kadar çok sinirlenmeme neden olan 'aptallıklar'. İnsanoğlunun allah tarafından kendisine hediye edilen en canım organı olan beynini kullanmamasına dayanamıyorum. Öğrencilerime de her seferinde kullanmadıkları sürece beyin hücrelerinin öldüğünü bu nedenle daha çok kendilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmaları gerektiğini anlatıp duruyorum. Ammavelakin yeni neslin tek hücreli amiplerin yaşam tarzından ( sindirim/boşaltım ve üreme) daha fazlasını hedeflemediklerini üzülerek dile getirmeyelim.
Geçen gün yine çıldırdım bu 'istihareye yatma' mevzuu nedir allahaşkına ben allah sevgisi ve de korkusu bulunan bir ailede büyüdüm lakin hiç böyle şeyler görmedim/öğrenmedim kendi evimde. Taki üniversiteye kadar bir arkadaş gelip de bir çocuğun ona çıkma teklif ettiğini ve kabul etmeden önce istihareye yatması gerektiğini söyleyinceye kadar. O zaman öğrendim mevzuyu ve nasıl işlediğini. Bildiğiniz üzre bu ara tedbiri kıyafetle halkın arasındayım. Bundan kelli sık sık teyze muhabbetlerine maruz kalıyorum. X-ray'den daha zararlı olduğu konusunda benimle hem fikirsinizdir. İşte bazen teyzelerden birini karşıma alıp bir kaç şey söyleyesim geliyor. A teyzecim şimdi sen her ota boka rüyaya yatıyorsun o kadar önemli bir insan mısın ki allah senin hayatındaki herşeye bir ayar çekmek maksatlı sürekli işaret göndersin. Dünyanın her yerinde kötülük almış başı giderken insanoğlu kötülüğünün sınırlarını denerken allah senin gelininle olan ilişkine mi müdahale etsin ben anlamıyorum ya da bu iş için özel bir melek mi görevlendirilsin aziz teyzem niye böyle yapıp beni de dinden imandan çıkartıyorsun. Bu kadar yüce bir divan cırt pırt rahatsız ve meşgul edilmez ki. Ataist bir arkadaşım vardı kulakları çınlasın bazen "allahım...." şeklinde dua ederdi biz de itin duası kabul olsa şeklinde onunla uğraşırdık. Hemen cevabı yapıştırırdı "ben sizin gibi hergün rahatsız etmediğim ve sürekli ondan bir şeyler istemediğim için kırk yılın başı ricamı kabul eder" deyiverirdi.
Kıssadan hisse allah herbir topluma birer kullanma kulavuzu ve birer rehber göndermiştir bununla da yetinmeyip birer de beyin ihsan etmiştir ki henüz mucizeleri dahi çözülememiştir. Lütfen elimizdekilerle yetinelim, canım beyinlerimizi fiyongu henüz açılmamış yılbaşı paketleri gibi geri iade etmeyelim. Ya da diyanet işleri bir hat kursun özel hocalar tutsun bu tür ince işlerle onlar ilgilensin.
Crazygirl : hoca efendi benim çok sevdiğim bir çocuğ var beni artiz yapacağını söylüyooo bana kürkler alıyooo evden kaçıp istanbula gitmeyi düşünüyorum. Benim için bu akşam istihareye yatar mısınız?
Hoca Efendi: bak evladim ben de ekmek paramı yatarak kazanıyorum fekattttt...
Geçen gün yine çıldırdım bu 'istihareye yatma' mevzuu nedir allahaşkına ben allah sevgisi ve de korkusu bulunan bir ailede büyüdüm lakin hiç böyle şeyler görmedim/öğrenmedim kendi evimde. Taki üniversiteye kadar bir arkadaş gelip de bir çocuğun ona çıkma teklif ettiğini ve kabul etmeden önce istihareye yatması gerektiğini söyleyinceye kadar. O zaman öğrendim mevzuyu ve nasıl işlediğini. Bildiğiniz üzre bu ara tedbiri kıyafetle halkın arasındayım. Bundan kelli sık sık teyze muhabbetlerine maruz kalıyorum. X-ray'den daha zararlı olduğu konusunda benimle hem fikirsinizdir. İşte bazen teyzelerden birini karşıma alıp bir kaç şey söyleyesim geliyor. A teyzecim şimdi sen her ota boka rüyaya yatıyorsun o kadar önemli bir insan mısın ki allah senin hayatındaki herşeye bir ayar çekmek maksatlı sürekli işaret göndersin. Dünyanın her yerinde kötülük almış başı giderken insanoğlu kötülüğünün sınırlarını denerken allah senin gelininle olan ilişkine mi müdahale etsin ben anlamıyorum ya da bu iş için özel bir melek mi görevlendirilsin aziz teyzem niye böyle yapıp beni de dinden imandan çıkartıyorsun. Bu kadar yüce bir divan cırt pırt rahatsız ve meşgul edilmez ki. Ataist bir arkadaşım vardı kulakları çınlasın bazen "allahım...." şeklinde dua ederdi biz de itin duası kabul olsa şeklinde onunla uğraşırdık. Hemen cevabı yapıştırırdı "ben sizin gibi hergün rahatsız etmediğim ve sürekli ondan bir şeyler istemediğim için kırk yılın başı ricamı kabul eder" deyiverirdi.
Kıssadan hisse allah herbir topluma birer kullanma kulavuzu ve birer rehber göndermiştir bununla da yetinmeyip birer de beyin ihsan etmiştir ki henüz mucizeleri dahi çözülememiştir. Lütfen elimizdekilerle yetinelim, canım beyinlerimizi fiyongu henüz açılmamış yılbaşı paketleri gibi geri iade etmeyelim. Ya da diyanet işleri bir hat kursun özel hocalar tutsun bu tür ince işlerle onlar ilgilensin.
Crazygirl : hoca efendi benim çok sevdiğim bir çocuğ var beni artiz yapacağını söylüyooo bana kürkler alıyooo evden kaçıp istanbula gitmeyi düşünüyorum. Benim için bu akşam istihareye yatar mısınız?
Hoca Efendi: bak evladim ben de ekmek paramı yatarak kazanıyorum fekattttt...
19 Aralık 2010 Pazar
Çin çen yen yenil
Geçtiğimiz hafta Üstün Dökmen'in bir konferansına gittim. Öyle zengin bir şenliğe konferans demekle hocaya saygısızlık etmek istemem lakin başka bir şey bulamadım. İrdenilen konulardan biri de "bildiğimiz doğruların ne kadarı gerçektir"di. Bize cevabından yüzde yüz emin olduğumuz bir kaç soru yöneltildi bunlardan biri de "uzaydan görülebilen şey nedir?" şeklindeydi biz cevabı bilmenin gururuyla hep bir ağızdan "Çin Seddi" şeklinde cevap verdik. Fakat öyle bir şey yokmuş bizdeki hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz? Anlayacağınız yıllardır kandırılmışız. Bu varan bir oldu. Malumunuz hala yatıyorum annemin arkadaş sohbetlerinde kaçacak alan yok zevk almaya çalışıyorum. Sohbet bir ara ipek böceği yetiştirmeye geldi teyzelerden birinin kardeşi yapıyormuş annemin bir arkadaşı bu işi yapmış falan filan sonra olay kozadan ipeğin nasıl alındığına geldi ben olaya bir kulak kesildim meğer bu zavallı hayvanları kaynar suya atıyorlarmış ve bu gariplerim çığlık çığlığa can verirken ipeklerini bırakırlarmış. Ben yok artık dedim yemin billah edildi ben hemen en güvenilir kaynağıma başvurdum google'ladım bir baktım doğru çığlık mevzuuna ilişkin bir şeye rastlamasam da kaynar su olayı hepsinde geçiyor inanılır gibi değil. Tabii şöyle internette gezinince bir bakıyorsun ki olayın içinden taaa MÖ 2600lü yıllardaki Çin var ben yine yuh artık dedim onlar keşfetmiş bu vahşeti tebrik ediyorum ve başka ülkeler öğrenmesin diye çok gizli tutulup kendi içlerinde de başka türlü dümenler başka türlü katliamlar yapmışlar bu seferde yok artık dedim. Bu da varan iki oldu mu? Sonra kadınların bu moda, şıklık,zerafet adı altında yapılmasına göz yumduğu başka bir katliam geldi aklıma kürk olayı. Lütfen bu linki http://www.gencsau.com/forum/kurk-nasil-yapilir-allah-askina-bakin-16-t40146.0.html;msg510918#msg510918 tıklayın ve bir kez daha izleyin içeriği biliyorsunuz ama bu vahşet hala sona ermedi en azından bir katkımız olsun almayın giymeyin prim yapmalarına razı olmayın, izin vermeyin. Ve ne yazık ki bu katliamın anavatanı Çin. Bu da varan 3 oldu bu ara Çinlilere gıcığım anlayacağınız her taşın altından onlar çıkıyorlar. Eeee ülke nüfusu bu sayılara ulaşınca ne taşın üstü ne de altı kalır ne diyeyim :((
16 Aralık 2010 Perşembe
nasıl gecelik seçilir
öncelikle anlaşıldığı üzre bilgisayarı kucağıma alacak kadar iyileştim burdan herkeslere çok teşekkür ederim hatırlanmak ve sevildiğini bilmek güzel nihayetinde insanız işte bu tür incelikleri görmek duymak hissetmek istiyoruz... Geçen gün şöyle bir beyin fırtınası yaparken diyebilmeyi akabinde de şunu keşfettim diyebilmeyi çok isterdim ama yok öyle bir şey benimki daha insancıl mı desem daha fani işler mi yoksa daha ben-cil şeyler mi desem bilemiyorum ama daha ufak tefek kıymık muhabbetlerden ne yazık ki. Neyse mevzuyu uzatmayayım farkettim ki albümlerimdeki fotoğrafların çoğu ya düğün ya hastane fotoğrafları. Bu mudur yani hayat? Düğün fotoğraflarının bu kadar çok olmasının nedeni Sivaslı bir şahısla evli olmak (oralardan arkadaşlar varsa bilir bitmez düğün dernek meseleleri zannedersin ki hayatını bu işe vakfetmiş bir yöre halkı var :) ama malasef hastane fotoğrafları konusunda kocaya bok atamayacam bu bizzat şahsen benim nazendeliğimden kaynaklanıyor bu konuda da mottomuz "alan almış satan satmış geçmişler olsun" dur yapılacak bir şey yoktur. Çocukken annemin fotoğraflarına bakmayı ve herbir fotoğrafın kendine has geçmiş kişileriyle anılarını dinlemeyi çok severdim. Bir anda paniğe kapıldım benim çocuğum sorsa ben ne cevap verecem diye "bu dürdane yengen, bu nazmiye halan, bu bilmem kimin kızı bu eee bunu ben de tanımıyorum bunu da bunu da şeklinde mi olacak ( bu arada öyküdeki tüm isimler ve yerler uydurmadır lütfen kendinize burdan vazife çıkartmayınız ) yoksa bu burun ameliyatımdan sonra çekilmiş bir resim bu da 5. burun ameliyatımdan sonra çekilmiş, bunu hatırlayamadım şeklinde mi ( hastane fotolarında en azından morluklara veya sargılara göre bir tahmin hakkım var)
İşte madem ameliyat olacam bundan bir çıkarım olmalı değil mi kendime gittim bir gecelik aldım en az bir ay öncesinden sonra hastaneye giderken bavul hazırlama faslında bu geceliğin ince olduğuna karar verip böğürdüm sonra ağladım ben ne giyecem diye (malum bu olaydaki assolist benim kostüm önemli) bazı insanlar ameliyat olmaktan korkuyorum der bazıları da böyle dile getirir kaygılarını usta ve becerikli eşin burdaki ana sorunu farkedip hastanın suyuna gitmesi gerekir ki bu konuda eşime binlerce kez teşekkür ediyorum hemen kriz anı planlarını devreye sokarak beni acilen büyük bir alışveriş merkezine atıp işimin bitmesini beklemiştir sağolsun zeki bir erkek olarak bilirki mesele orda gecelik değildir kadınlar tüm sorunlarından alışveriş yaparak kaçar gerisi teferruattır bırakırsın onu 4-5 saat gecelik bakar acaba o mu yoksa bu mu diye sallanır durur beynini boşaltır güzel bir meblağ da cebinizden çıkınca katarsise ulaşır :)
Ama kadın için dünyanın en önemli sorunu o anda geceliktir doğru gecelik bulunmalıdır yoksa yarın doktor karnınızı karpuz gibi ikiye doğru yerden ayıramaz mazallah hemen duruma uygun en doğru şey alınmalıdır. Bu gecelik olmaz çok güzel ama çok ince kocaya öbür gecelik ince olduğu için acıtasyon yapılmış o yüzden bunu eliyoruz, hımmm bu da güzelmiş ama bu da iyice teenager geceliği 32 yaşındayız canım artık gelmez bunlar bize, bu nasıl acaba denesem mi ayyy çok şişman gösterdi zaten kadınlar asla şişman değildir kıyafetler öyle gösterir !? bu da fena değilmiş amma velakin doğuma mı gidiyom canım bu bildiğin lohusa kıyafeti yok artık daha neler ya da ayy bu çok güzelmiş ama artık bununla da hastaneye gidilmez ki canım ah ne şık ne zarif ( belki de öyle bir gecelikle iki salınıverseydim özel oda değil ama özel loca verirlerdi bak bir dahakine aklımda bulunsun) en sonunda sade ama bir o kadar rahat bir gecelik ve sabahlık seçilir ben bunları alacam denildiğinde zeki koca bu kadar saat gezdin bunu mu beğendin demez canım çok güzel sana da çok yakışacak der ve bir krizden daha ustalıkla yırtar ne kendini ne kaşısındakini üzmez.
Biliyorum ki içinizden bazıları yuh artık bu kadar takıntılı davranılmaz ki diyorsunuz ama ben bu tür durumları piskopatlık yerine "carpe diem " olarak adlandırıyorum. "Carpe Diem" anın tadını çıkartmak olarak bilinir ben de her anın kıymetini bilip hayatımdaki hiçbir ayrıntıyı es geçmiyorum benim mottom da bu "hayatımızı sığ bir şekilde yaşamayalım her durumdan bir vazife çıkartalım"
İşte madem ameliyat olacam bundan bir çıkarım olmalı değil mi kendime gittim bir gecelik aldım en az bir ay öncesinden sonra hastaneye giderken bavul hazırlama faslında bu geceliğin ince olduğuna karar verip böğürdüm sonra ağladım ben ne giyecem diye (malum bu olaydaki assolist benim kostüm önemli) bazı insanlar ameliyat olmaktan korkuyorum der bazıları da böyle dile getirir kaygılarını usta ve becerikli eşin burdaki ana sorunu farkedip hastanın suyuna gitmesi gerekir ki bu konuda eşime binlerce kez teşekkür ediyorum hemen kriz anı planlarını devreye sokarak beni acilen büyük bir alışveriş merkezine atıp işimin bitmesini beklemiştir sağolsun zeki bir erkek olarak bilirki mesele orda gecelik değildir kadınlar tüm sorunlarından alışveriş yaparak kaçar gerisi teferruattır bırakırsın onu 4-5 saat gecelik bakar acaba o mu yoksa bu mu diye sallanır durur beynini boşaltır güzel bir meblağ da cebinizden çıkınca katarsise ulaşır :)
Ama kadın için dünyanın en önemli sorunu o anda geceliktir doğru gecelik bulunmalıdır yoksa yarın doktor karnınızı karpuz gibi ikiye doğru yerden ayıramaz mazallah hemen duruma uygun en doğru şey alınmalıdır. Bu gecelik olmaz çok güzel ama çok ince kocaya öbür gecelik ince olduğu için acıtasyon yapılmış o yüzden bunu eliyoruz, hımmm bu da güzelmiş ama bu da iyice teenager geceliği 32 yaşındayız canım artık gelmez bunlar bize, bu nasıl acaba denesem mi ayyy çok şişman gösterdi zaten kadınlar asla şişman değildir kıyafetler öyle gösterir !? bu da fena değilmiş amma velakin doğuma mı gidiyom canım bu bildiğin lohusa kıyafeti yok artık daha neler ya da ayy bu çok güzelmiş ama artık bununla da hastaneye gidilmez ki canım ah ne şık ne zarif ( belki de öyle bir gecelikle iki salınıverseydim özel oda değil ama özel loca verirlerdi bak bir dahakine aklımda bulunsun) en sonunda sade ama bir o kadar rahat bir gecelik ve sabahlık seçilir ben bunları alacam denildiğinde zeki koca bu kadar saat gezdin bunu mu beğendin demez canım çok güzel sana da çok yakışacak der ve bir krizden daha ustalıkla yırtar ne kendini ne kaşısındakini üzmez.
Biliyorum ki içinizden bazıları yuh artık bu kadar takıntılı davranılmaz ki diyorsunuz ama ben bu tür durumları piskopatlık yerine "carpe diem " olarak adlandırıyorum. "Carpe Diem" anın tadını çıkartmak olarak bilinir ben de her anın kıymetini bilip hayatımdaki hiçbir ayrıntıyı es geçmiyorum benim mottom da bu "hayatımızı sığ bir şekilde yaşamayalım her durumdan bir vazife çıkartalım"
30 Kasım 2010 Salı
ölüm soğuk mu gerçekten?
ölümün yüzü soğuk derler ya ben bu lafı hep şaşkınlıkla karşılarım ölümün yüzü kime göre soğuk halbuki bence ölümün adımını attığı ev artık bir yangın yeridir ve önüne çıkan herşeyi ve herkesi yakıp kavurur. İçindeki yangının hiç sönmeyeceğini sanırsın bu acının hiç dinmeyeceğini. Nefes alamazsın ciğerlerin kavrulur, düşünemezsin beynin alev alevdir, miden tüm asitleriyle iş başındadır ve yanıyordur. Kalbin? Duyu eşikleri vardır ya hani bu eşiklerin altındaki ve üstündeki uyarıcıları algılayamazsın işte bu durumda kalbin üst sınırı çoktan aşmıştır ve oradaki ateş artık sözlerle ifade edilemeyecek kadar büyük bir acıyla lavlarını püskürtmeye başlamıştır. Ölümün kıvılcımları sana sıçrarken nedense ölenin kendisi soğuktur buz gibi. ne büyük bir tezat değil mi? İşte o zaman anlarsın neden ölüler soğuktur diye. Önüne sürülen hiçbir bilimsel açıklamanın anlamı yoktur işte o zaman. Anlarsın ki sevdiğin kişi son görevini yerine getiriyordur sana, son vedada sen onu öptüğünde o da sana veda ediyordur buz gibi katı bir selamla. İçindeki yangın için ikinci aşama topraktır. Yangın kovaları da toz toprakla doludur ya onu da kavrarsın o zaman neden diye aynı hesap yangını söndürmeye bir tek onun gücü yeter diye. O an geldiğinde artık etrafındaki cümbüşün bir tiyatro oyunundan alınmış bir yaygırtı değilde gerçek olduğunu farkedersin ve herşey için çok geç olduğunu ve hiçbir şeyi geri döndüremeyeceğini. ilk görüntü beynini yırtar geçer gerçekliğin de ötesindedir bir insanın toprağa verilmesi ama yaygın olan kanıksanır ya işte bu nedenle garipsemez insanoğlu bu düzeni taaki sıra kendi canından kendi kanından gönül yarısına gelinceye kadar işte o zaman tüm bu ritüeller anlamını yitirir beynin çığrından çıkar,ramak kalmıştır çizginin öbür yanına. Ama nasılsa toprak tüm yangınları örter ve sukunet başlar ne zamana kadar diye sorarsan ufak bir köz parçası sızım sızım yanmaya devam eder de yeni bir yangın yeri görene kadar idare edersin tüm iradenle her an pörtlemeye hazır bir hayaletle ve her an akmaya hazır iki damla gözyaşıyla hep bir yanın eksik hep bir yanın sisli yaşamaya devam edersin.
şitto babama
şitto babama
28 Ekim 2010 Perşembe
Cumhuriyet Bayramınızı Kutlarım
Ayy nerden başlasam nasıl anlatsam uzun zamandır bilgisayarın başına geçip iki çift laf etmeyince insanın içi şişiyor demek ki. Neler neler anlatasım var aslında. Az evvel haberleri izlerken içimden geçen duygu ve düşünceleri sizinle de paylaşmak isterim lakin en son zatı muhteremle ilgili duygu ve düşüncelerini facebooktan ilan eden öğretmen arkadaşımızın görevden men edilişinden sonra anlıyoruz ki o kadar özgür bir ülkede yaşamıyoruz. Ama arkadaşı da esefle kınıyorum çünkü öğretmenliğe başladığımız ilk sene hizmet içi eğitim adı altında verilen bir seminer ( sindirme, baş eğdirme operasyonu) alıyoruz ve orda öğretilen ilk şey amirlerinizle çatışmayın kişilere değil makama saygı göstermek zorundasınız meslektaşım ordaki dersi alamamış ya da kaçırmış. Zatı muhtereme karşı duygularını nasıl açıkladığını bilmiyorum youtubemuz açık olsaydı ordan kesin metnin kendisini bulabilirdik fakat ama lakin kimse buranın özgürlükler ülkesi olduğunu iddaa etmiyor zaten değil mi? arkadaş o derslerde aba altından gösterilen sopayı "karşıma amire itaatsizlikle, kavgayla dövüşle, fikir ayrılığıyla, saygısızlıkla çıkagelme ben sana demedim mi o koltuğa saygı göstereceksin diye tez başı kesile" kısmını atlamış sanırım. Hele hele koltuk ve makam bu kadar büyük olunca cesarete bak hele. Velhasır kelam bu konulara girmek istemiyorum uzunca bir süredir gözlerimi kaparım vazifemi yaparım modunda beyni de rölantiye alıp yaşayıp gidiyoruz. Amaaaa nereye kadar. Bazen bu ülkede çocuk yetiştirilir mi korkusuna bile kapılıyorum hatta eşime de bu zihni sihir projelerimi anlatıp kenara biraz para koyalım ilerde çocuk planları yaparsak yanı sıra yurt dışı planları da yapalım ya çocuğumuzun cinsiyeti kız olursa bu ülkede geleceği ne kadar güvencede olur hadi biz daha geleneksel bir zamanda yaşadık olan bitene çok da uzak bir döneme ait değiliz ya o uzay çağında erkeğin iki adım ötesinde her zaman geride dur senin görevin en az 3 çocuk doğurmak, erkeğine hizmet etmek hatta senin dünyaya geliş amacın bu tarzı bir anlayışın tam ortasında dünyaya gelirse şeklindeki kaygılarımı sıralarken yok canım daha neler nerde yaşıyoruz biz diyerek içimi rahatlatmaya çalışıyor ben de ona hemen bakınız afganistana bir zamanlar modern eşitlikçi demokratik bir ülkeyken şimdiki hallerine ve şimdilerde yaşananlara bakınız şeklinde delleniyorum. Ana düşünce Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun Allah daha nice yıllar kelime anlamını yitirmemiş Cumhuriyet bayramlar kutlamayı nasip etsin
18 Ağustos 2010 Çarşamba
hayvan sevgisi
Sözüm ona İstanbul'da doğup büyümüşüm bence külliyen yalan. Çocukluğumla ilgili hatırladığım herşey ninemin köyüne ve akabinde İzmite taşınıp "orda bir köy var uzakta "şarkımızdaki lokasyonu değiştirdikten sonra yeni köyümüze ait. "Bunun sonucunda çevre ve hayvan dostu bir insan oldum" diyebilmek isterdim ama olamadım. Çevreciler ve hayvan severler beni taşlamadan önce açıklayayım tamam çevreyi seviyorum hayvanları da seviyorum amaaaa aması var işte. Şöyleki hayvan sevgim sadece sevimli olanlara kısıtlı çevre sevgimde uzakta hoş bir manzara aman ne güzel boyutunda. Bu doygunluktan da ileri gelmiş olabilir bilmiyorum. Daha önce hayvanlarla ya da köy hayatımla ilgili güzel anıları anlatmıştım ya şimdi sıra geldi travmalarıma. Nerden başlasam nasıl anlatsam her hayvanla öyle ya da böyle bir kötü anım olmuş galiba. En iyisi kronolojik sırayla gitmek köpek ısırması, çocukken üç defa köpek ısırdı tedavi: ekmek çiğneyip popoya bir bezle bağlamak. Allahım nasıl kuduz olmamışız ne doktor ne aşı. Hoş anneme göre olmuşum, "şimdiki kişiliğine bakarsak olmuşsun sanırım" şeklinde bir açıklama getiriyor. Her yaz mutlaka 8 - 10 kez arı ısırması (eee balları yerken iyiydi değil mi sıcacık petekleri sıkarak ağıza balı doldurup lüpletmek iyiydi ama) tedavi: ya fesleğen çiçeğiyle ovulur ya da soğuk bıçak olay mahallline sürülür. Yavrusunu korumak isteyen goruk tavuklar tarafından ya da gözü dönmüş hain kazlar tarafından gagalama çalışmaları bunda tedavi yok sonuç var ya kaçar kurtulursun ya da yakalanır haklanırsın bu kadar basit. Sevmek maksatlı kaçan kediyi kuyruğundan tutmak sonucunda kolun boydan boya tırmalanması tedavi annenin sana dönüp "hayvanı heder ettiniz iyi oldu size" şeklindeki azarları. Bu nasıl bir tedavi diyeceksiniz hikmetinden sual onulmaz şahsa karşı ağlayıp sızlanmadan dik bir şekilde durmaya çalışma sırasında psikolojik olarak kolundaki acıyı unutma da iyi bir tedavi yöntemidir bence. Bir keresinde de yavrusunu boynuzlayan ineği engellemek için bir kaç kez dürttüm o da en sonunda bu bir aile meselesidir seni ilgilendirmez şeklinde bir döndü nasıl koşuyorum hem çığlık atıyorum hem ağlıyorum sağolsun bir teyze keza rağmetli olmuştur şimdi beni kurtarmıştı da tedaviye gerek duyulmadı. Temizlik ve hijyen hastası anneme şimdi anlatıyorum da kadın hem şok oluyor hem de çıldırıyor ben nerdeydim o sırada diye. Küçükken bir de sinekleri besliyordum nasıl mı bacaklarımdaki yara kabuklarını soyuyordum onlarda kana gelip konuyorlardı hiç kıpırdamadan bekliyordum galiba 6-7 yaşlarındaydım tedavi: sanırım bunun için daha çok psikolojik bir tedavi gerekliymiş :) Büyüdükçe işler daha iyiye gitmedi bir gün sırtımda birşey geziniyor gibi hissettim ablama ( keza çok severim kendilerini) sırtıma baksana dedim o da saç varmış aldım dedi sonra kolumda da aynı kaşıntıyı hissedince ben tişörtün üstünden şöyle bir kaşıyayım dedim bir çatırtı ve o sırada yatağın üstüne düşen koca yeşil bir bacak ben evin içinde turlar atıyom ama tişörtü çıkartmak aklıma gelmiyor çünkü delirmişim tedavi: hala sürüyor. Hazır laf ablamdan açılmışken yine sıcak bir yaz günü şimdi anlıyoruz tabii bir ateş böceği odamıza girmiş fırfır dönüyor ama görüntü bildiğin exorcist filmlerinden fırlamış bir çift göz şeklinde. Anneyle babaya seslenecek cesaret yok ne yaparsın o sıcakta yorganın altına girerek şeytandan saklanırsın :)Bak şimdi aklıma geldi yine bir yaz günü yerde yüzü koyun uzanmış kitap okuyorum gözümün ucuyla bir kıpırtı gördüm o ne diye bir bakarsın ve bir kertenkeleyle gözgöze gelirsin o odanın bir köşesine sen diğer köşesine ayrıca bir kaç gün de saklandığı için onunla aynı havayı soluduk ki evlere şenlik tedavi:hala sürüyor. Sonunda yetişkinim ama değişen bir şey yok. Üniversitedeyken Vezneciler kız öğrenci yurdunda kaldım yurtta bir kedi vardı haydar adını verdiğimiz sanırım yurttaki tüm kedi familyasının babasıydı hem biyolojik olarak hem de ruhen o ağırlığı vardı. İşte gece tuvalete gitmen gerekir koridorda haydarla karşılaşırsın asla yol vermez sana sıkıysa sen geç tombul, hırslı, tek gözlü bir kediyle loş bir koridorda kapışamayacağına göre geri dönersin sabahı beklersin. Bir de istanbul üniversitesi kütüphanesinden yurda dönerken bir köpek sürüsünün saldırısına uğradım ki sormayın gerçekten oturunca burnunun ucuna kadar geliyorlar ama ısırmıyorlar deneyimlerle sabittir. Neyse sonunda mezun oldum Malatya'ya atandım güzel bir caddede oturmama rağmen balkondaki sigaralarımı nerdeyse benim kadar olan lağım farelerinin karşıdan gözetimi altında içiyordum. Bak bu da benim hala tırsmama neden olan anılarım içindedir. Malatyali arkadaşlar onların özel olduklarını kanallar için gerekli olduğunu söyleyip bizi avutmaya çalışmışlardır biz de zamanla arkadaşlarla bir koğuş ahbabı durumunda sigaramızı içmişizdir. Ve nihayet İstanbul'a geri dönülmüş evlenilip barklanılmış güzel bir ev bulunmuş ve o evin banyosunun halısında siyah bir akreple karşılaşılmış ve yeni eşle ilk çıkmaza girilmiştir bunu kim öldürecek sorunuyla :) Neyse ben cinsiyet olayından yırtıp bu şanlı görevi karşı tarafa yıkmışımdır. Şimdi yine kürkçü dükkanındayım İzmit'e geri döndüm geçen gün piknik yapmaya gittik istanbuldan gelen arkadaşlarla. Akşam üzeri masada dibimde kocaman tombul tüylü tüylü bir tırtıl. Hemen ayaklarımı toplamak suretiyle masanın üstüne çıktım. Ama yapılabilecek bir şey yok ben sevimli, makul boyutlardaki, toplumca iyi huylu olduğu kabul edilmiş hayvanları seviyorum. Bu akşam da bir yarasa olayı yaşadım ki evlere şenlik kahramanım can siperhane bir şekilde yerlerde sürünerek kapıyı açmıştır bu sayede şahsı muhterem hayvandan kurtulunmuştur ama o beyinsiz yaratık nerden girdiyse yine aynı hataya düşmüş biz çıkartmış o yine girmiştir şeklinde bir kovalamaca yaşadık. Neyse nihayet tüm kapılar camlar kapatıldı ve sanırım bu taarruzdan kurtulundu.
Ana düşünce ben alışamadım kardeşim kırsal hayata ben betonerme bir alanda yaşamak istiyorummm yeşili halımın renginde çiçeği böceği tabak çanak üstündeki motiflerde, kediyi köpeği resimlerde diğerlerini de sadece ve sadece hemen zaplayacağım belgesel kanallarında görmek istiyorum. Veee tüm evreni kucaklıyorum geyiklerine hadi ordan diyorum...
Ana düşünce ben alışamadım kardeşim kırsal hayata ben betonerme bir alanda yaşamak istiyorummm yeşili halımın renginde çiçeği böceği tabak çanak üstündeki motiflerde, kediyi köpeği resimlerde diğerlerini de sadece ve sadece hemen zaplayacağım belgesel kanallarında görmek istiyorum. Veee tüm evreni kucaklıyorum geyiklerine hadi ordan diyorum...
11 Ağustos 2010 Çarşamba
aşkın üç hali
Ah aşk ahhh. Her baharda yeşerir, sonbaharda hüzünlendirir, karnına ağrılar sokar, avuçlarını terletir, erosun aracılığıyla kalbine fırlattığı oklarla içini acıtır, yanaklarını pembeleştirir vs vs ama eninde sonunda başını ağrıtır :( Onu gördüğünde anlamsız bir panik kaplar benliğini, ona doğru bakmamaya çalışırsın onu görmek için yanıp tutuşan vücudundaki her bir zerreye inat. en çok kalbinle değil midenle seversin. Neden mi? Nasıl mı? Çünkü onu gördüğünde ya karnında kelebekler uçuşuyordur ya da heyecandan tüm mide asitlerinin dengesi bozulmuş ve kramplara gebe olmuşsundur. Seç beğen al. işte bu aşkın katı halidir içine hönk diye oturmuştur görülebilir işitilebilir ve hatta dokunulabilir. Sonunda hayaller gerçek olur o da bana bakıyordan da tut da bana gülümsedi, aman allahım bana doğru geliyor, telefon numaraları vs vs. Sonuç: face'te ilişkisi var konumuna geçilir. Mutlu son! Diye bir şey yok aslında bu sonun başlangıcı. Yine midenle sevmeye devam edersin ilk kez elini tuttuğunda içinden sıcak bir şeyler akar sanırsın İtalya'daki Vezüv yanardağı bizzat içine çöreklenmiş ve bu anı kollayıp sadece kül püskürtmekle kalmayıp lav kısmına da erişmiş. Erir bitersin. Beraber kahvaltılar yapılır, akşam yemeklerine çıkılır romantik romantik.Mide yine başrolde tabiiki de Sürekli yenir içilir gezilir. İlişkide bir hayli yol katedilmiş ve herkes bu afrodizyağın etkisinden yavaş yavaş çıkıp normal haline dönmeye başlamıştır. İşte bu aşkın sıvı halidir çünkü ilişki süreç içinde cıvımaya başlamış ve genellikle her türlü sululuk itinayla yapılmaya başlamıştır. Hah işte aşkın üçüncü hali gaz hali bu durumda ortaya çıkar. Bu cıvımanın akabinde birinden birinde aşk buhar olur uçar ne yazık ki. Sonuç: face'te ilişkisi yok durumuna geçilir. En bahrı yanığından şarkılar seçilir. For example; "senin aşkın bana extra large" gibi en softundan "allah belanı versin"e kadar gider bu şarkılar. Ya da Çiçek Abbas filmindeki Şener Şen'le İlyas Salman'ın atışmalarındaki gibi keza şahıslar minibüs şoförüdür karşılıklı kinayeler, laf sokmalar bizzat gözüne gözüne ya da beddualar. Gereksiz...
Ah bir de karışılıksız aşk durumları vardır ki onlara hiç dokunmayayım onlar zati yaralı.
Ana düşünce canlarım gençsiniz güzelsiniz eliniz kolunuz tutuyor sağlıklısınız geleceğe umutla bakması gerekecek kadar uzun yıllar var önünüzde neden bu kadar arabesk bir yaşam tarzını kendinize biçiyorsunuz. Koyverin gitsin hayat yaşamaya değer siz henüz bunun farkına varmasanız bile bu şatafatlı duygu seli geçici aslolan sizsiniz asla bunu unutmayın güzelim yaz günlerinde bir hamak bulup yerleşin denize nazır güneşlenin en güzelinden şarkılar dinleyin aradaşlarınızla kız kıza erkek erkeğe mümkün olan en güzel muhabbetleri kendinizden esirgemeyin inanın gün gelip bu halinize en çok kendiniz güleceksiniz deneyimlerle sabittir :)
Ah bir de karışılıksız aşk durumları vardır ki onlara hiç dokunmayayım onlar zati yaralı.
Ana düşünce canlarım gençsiniz güzelsiniz eliniz kolunuz tutuyor sağlıklısınız geleceğe umutla bakması gerekecek kadar uzun yıllar var önünüzde neden bu kadar arabesk bir yaşam tarzını kendinize biçiyorsunuz. Koyverin gitsin hayat yaşamaya değer siz henüz bunun farkına varmasanız bile bu şatafatlı duygu seli geçici aslolan sizsiniz asla bunu unutmayın güzelim yaz günlerinde bir hamak bulup yerleşin denize nazır güneşlenin en güzelinden şarkılar dinleyin aradaşlarınızla kız kıza erkek erkeğe mümkün olan en güzel muhabbetleri kendinizden esirgemeyin inanın gün gelip bu halinize en çok kendiniz güleceksiniz deneyimlerle sabittir :)
25 Temmuz 2010 Pazar
kirpi
Çocukluğumda her yaz anneannemin ( kısaca ninecağızımın ) köyüne giderdik. Geçen sefer ne yaman bir half blood laz olduğumdan bahsetmiştim ya size, diğer yarım daha fena trakyalıyım şekerim ben yeri geldiğinde laz damarım tutar yeri geldiğinde eli maşalı edirne çingenesi olurum anlayacağın bulaşmaya gelmez. Lakin aldığım onca eğitimin yüzü suyu hürmetine elimden geldiğince mutasyona uğrayıp aklı selim de davranabiliyorum (? ! ) İşte o yaz tatilleri çocukluğumun en güzel anılarıyla doludur. Süper anılarım vardır oraya ait ağaç tepelerine çıkıp inemediğimde ağlayıp büyük kuzenler tarafından indirildiğimde annemden yediğim dayaklar, yatsı namazına kadar dışarılarda çelik çomak oynamalar (itiraf etmeliyim bu oyunda iyi değildim) (dip not: bizim çocukluğumuzda eve girme saati ezanlarla ölçülürdü), geç kalıp çalılıkların arasından koştura koştura eve gelmeye çalışırken eteklerimi yırtıp annemden dayak yemeler, sonra birkaç arkadaş evden kaçıp köyün yakınlarındaki dereye gidip orda ayakkabımın tekini kaybedip annemden dayak yemeler, her sene yeni civcivlerin kınalısını ben kapacam kavgaları, ellere yakılan kıpkırmızı kınalar, karpuz kavgaları ( o da nesi demeyin edirne malumunuz karpuz diyarı ama en tatlı yeri her zaman kabuğudur ve dolayısıyla onca çocuk arasında karpuzun kabuğunu sıyırabilmek için haliyle bir kavga dövüş ortamı oluşuyordu. Bir keresinde ablamla yine böyle bir kavgaya girişmişiz biz, komşumuz asım amca allah rahmet eylesin geçerken bakmış biz kavga ediyoruz bir çuval karpuz getirmiş ninemlere "çocuklar karpuz için dövüşüyorlardı birbirlerini yemesinler bunarı yesinler" şeklinde düşünceli bir tavırda bulunmuştu. Tabii annemler utanç içinde yok asım aga ambar karpuz dolu bunlar edepsizliklerinden kavga ediyor dediysede asım amca anlayışlı bir tavırla biz komşuyuz aramızda ayıp olmaz deyip çuvalı bıraktığında biz yine annemle ninemin gazabından ve "bizi ele güne rezil ettiniz " nidalarından korunabilmek için sığınacak delik aramıştık), kuyudan su çekip yalağı doldurup soğuk suya girmeler, misafir odasının küçük camından kuyu başındaki aşk trafiğini takip etmeler yada düğünlerde belirli bir miktar karşılığı hoşlanılan kıza mendil götürmeler, tırtıl beslemeler ( evet bildiğin tırtıl ninemlerin avlusunda kocaman iki tane dut ağacı vardı malumunuz tırtıllar dutu çok severler işte yolda beride bulduğum tırtılları pirketlerin içini dut yapraklarıyla dayayıp döşeyip ev yapmıştım bir keresinde yumurtladılar bile tahmin edebileceğiniz gibi bu hikayenin de sonu kötekle bitti düşünsenize her tarafı nerdeyse tırtıl saracaktı ama ben mutluydum önemli olan buydu yemyeşil dut yaprağını oyuktan içeri atıyorsun ve birkaç saat sonra bir bakıyorsun sadece sapı kalmış iyi beslemiştim aslında ama girişimci ruhuma izin verilmedi bak ne oldu büyüyünce memur oldum işte :) vs vs inanın çok eğlenceli geçiyordu tatiller. İşte hayatımda bir kirpiyi canlı olarak ilk kez ninemlerin evinden teyzemin evine giden o daracık patikada gördüm. Çok sevmiştim kendilerini o zamanlar. Daha sonra sadece bir kaç kere kesişti yollarımız ama biliyordum yolu sevgiden geçen herkes bir gün bir yerde buluşacaktı ve biz de mutlu sona ulaşacaktık. Bu sevgi pıtırcığı hayvanla ilgili anılarıma çocukluğumdan devam etmek istiyorum. Sarışın cılız bir çocuktum ve o zamanlar kimse alerji lafını bilmiyordu. Köye her gittiğimde kesin bir taraflarımdan çıkıyordu bu eğlencenin bedeli. Yaşlı teyzeler teşhisi koydu şıp diye mayasıl tedavide belli kirpi eti. Bunu duyduğumda düştüğüm dehşeti siz düşünün gayri. Bereket versinki annemler onlara uyup bana böle bir işkence yapmamıştı. Daha sonraki yıllarda eşimle elele kolkola gecenin bir vakti yürürken istanbulun göbeğinde bir kirpi gördüğümüzdeki mutluluğumuzu tahmin edebiliyorsunuzdur herhalde hemen resimlerini çektik falan. Gel zaman git zaman izmite taşındık yaşasın köy hayatı ve nimetleri hemen bahçeye bir köpek ohhh. Yavrucağızım bir sibirya kurduydu ama haşin bakışlarının ardında gerçekten biraz sarsak bir hayvandı ( bakınız köpeğime aptal demeye dilim varmadı). Bir akşam hayvan acı içerisinde havlamaya başlayınca hemen bahçeye koştuk bir de ne göreyim eski aşkım kirpi. Kesin benim yavru anlayıp dinleyene kadar onu koklamaya çalıştı bu da hunharca iğnelerini beterimin minik burnuna yöneltti. Daha sonraki zamanlarda da bakıyorum bu kirpi kardeş geliyor benim çocuğumun suyundan içiyor benimki ona hav bile diyemiyor. İşte o an benim için bu ilişki bitti, o patikada birleşen yollarımız beterin su tasında ayrıldı. Bu gece de sıcaktan uyuyamadığımız için gece geç saatlere kadar balkonda oturduk bir baktıp koca bir kirpi hızlı hızlı yolun karşısına geçiyor sonra bir kedi onu takip etti biraz kovaladı ama yaklaşmak yemedi ki anlaşılan o da dersini almış ve yaklaşmaması gerektiğini biliyor. Deneyimlerla sabittir ki aslında kirpi sevimli değil sins bir hayvandır. Kirpi ve kedi arasında uzun süren kovalamacaan sonra bir köpek sürüsünün gelip kediyi kovalamaya başlamasıyla gecemiz sona erdi. Ana düşünce büyük balık küçük balığı yer. Ama sadece suda, karada kural değişir kimin kime güce yeterse. O zaman ne diyoruz hep güçlü kalın...
18 Temmuz 2010 Pazar
halfblood laz
nerde kalmıştık ha ben size okumak şöyledir böyledir şeklinde ahkam kesecektim yarım kalmıştı. Şimdi ben okumayı gerçekten çok severim bu "ben çok entellektüel bir insanım" ayağına yatmak için sarfedilen sözler değil. Gerçekten okumayı çok severim bu benim için bir tür yoga ya da terapi ne derseniz deyin bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa elimde bir kitap yoksa beynim kitlenir günlük hayatın vesvesine daha rahat kapılıp paranoyalarımla yaşamak zorunda kalırım ki inanın bana paranoyaklığımda sınır yoktur. Bu nedenle beynimi boşaltmak için düzenli olarak kitap okurum. Buraya kadar herşey güzel. "İyi işte hem rahatlatıcı hem de sana bir şeyler katacak süper bir yol bulmuşsun" dediğinizi duyar gibiyim. Tabi ki her bağımlılık gibi bunun da kötü yanları var. Kitap okumanın ne tür kötülüğü olabilir diyorsanız hemen cevaplayayım elime aldığım kitabı hemencecik bitirmem gerekiyor çünkü bitiremezsem uykularım kaçıyor sabahlamaya başlıyorum bu da günlük hayatımda hafif (?) aksamalara neden oluyor. Zevcimle aramızda bir anlaşma yaptık bu anlaşmaya göre eğer ortada bana çiçek almasını gerektiren bir durum varsa bir kitap karşılığında çiçekten vazgeçiyorum. Ne kadar entellektüel bir aileyiz değil mi? Bunun entellektüellikle felan bir alakası yok şöyleki o bu anlaşma karşılığında hangi çiçeği alsam ya da elimdeki bu çiçekle insanlara görünmeden eve nasıl ulaşsam sorunsallarından yırtarken ben de "ayy çok duygulandım çok saol" geyiklerinden kurtuluyorum ki benim için öyle aman aman bir anlamı yok. Ya da akabinde gelişen "çiçekler solmaya başladığında fırlatıp atsan ayıp olur kendi haline bırakırsan zaten kuruyor bu seferde o kurumuş hallerini saklaman ve bunun sonucunda da her ev temizliğinde onun dökülen parçalarıyla ya da tozlarıyla uğraşman gerekir" gibi durumların hepsinden bu güzel anlaşmayla bir çırpıda yırtmış bulunmaktayım işte alan razı satan razı durumu budur. Gelelim bu alışkanlığın bendeki yan etkilerine. Şöyleki geçenlerde anlaşma gereği gelen kitabı elime aldığımda biraz şok olduğumu itiraf etmem gerekiyor çünkü bildiğin aşk romanlarından biriydi "bu ne?" şeklinde bir serzenişte bulunduğumda "takip ettiğin yazarların yeni kitapları çıkmamıştı ben de bunu aldım işte" şeklinde bir cevapa karşılaştım. Tabii ki her dişinin yapacağı gibi kibarca teşekkür ettikten sonra onu bu harekete iten nedenleri sorguladım ve iki ihtimal arasında kaldım ya daha normal şeyler okusun nedir bu "şeytan yemini", "melekler ve şeytanlar" şeklinde bir yanılgıya düşmüş olabilir ya da kitap 700 sayfa bu onu bir sürü oyalar şeklinde bir yanılgıya düşmüş olabilir. Uzun bir süre kitaba elimi sürmedim lakin bir gece yapacak hiçbirşey kalmayınca mecburen elime kitabı aldım. Veee olanlar oldu kitabı bitirme saplantımla nerdeyse 24 saat içinde hiç uyumadan kitabı okuyup bitirdim. her seferinde böyle oluyor elime aldığım anda bütün dünyam o kitap oluyor. Her bir kahramanla bütünleşiyorum ve onlardan biri oluyorum tahmin ebileceğiniz üzre genellikle esas kız oluyorum :) İşte bu da diğer bir sorun olaylara kendimi fazla kaptırıyorum. Bu "melekler ve şeytanlar" kitabını daha önce okumuştum filmini de kışın izledim. Filmi izledikten sonraki gündü sanırım amerikaya yolcuuğumuz. Uçaktan inmişim zaten uykusuz ve yorgunum bu gümrükteki polislerde haklı olarak çok sıcak kanlı insanlar değiller hani iyice gerildim ilk olarak birkaç soru sordular sonra da elektronik parmak izi olayına giriştiler en son küçük bir kemarayı bana doğru uzatınca ben de gözlerimi kocaman açarak kameraya baktım. Hala aklıma geldiğinde gülüyorum iki gün önce seyrettiğim filmde Cern nükleer araştırma merkezinde kapılar göz taraması yapılarak açılıyordu da ben de hala filmin etkisinde polis kamerayı uzatınca ne yapacağımı çözemedim sonra da göz taraması yapmasına izin verdim :)) Şu anda amerikan polisinin kayıtlarında pörtlemiş kurbağ gözlü halim var. Zaten polis de bir dumur oldu ve o bile güldü. Kocamdan bahsetmiyorum bile çünkü o yerlere yatmamak için kendini zor tuttu büyük bir ciddiyetle kapıdan geçip akabinde ben "valla filmin etkisinde kalmışım anlamadın ben resim çekeceğini ..." şeklinde utanç içinde çırpınırken o sadece "işte benim laz karımdan da bu beklenirdi iyi ki safkan bir laz değilsin bir taraf bile bu kadar etkiliyse..."şeklinde yorumlarla tatiline başladı. Ana düşünce okumak güzeldir lakin kendini de fazla kaptırmamak da fayda vardır şen kalın esen kalın
8 Temmuz 2010 Perşembe
haydi lilili yar haydi lilili yar
daha hala okuma oranları, yazarlar, okurlar, kitaplar vs vs üzerine saydırmak istediğim birkaç düşüncem vardı ki keyfim olmadığı için sabah bu işi ertelemek zorunda kaldım. Önümüzdeki hafta boyunca bu konuyu yazacak zamanım da olmayacak ne yazık ki. Neden? Çünkü düğün, bayram, sevdik aldık sezonunu açıyorum ve kız tarafı olarak enerjiye ihtiyacım olacak. Neden? Çünkü kız tarafı olarak üfürükten bir çok ayıntıyla ilgilenmem ve bunca yorgunluğun yanısıra erkek tarafına göz dağı verebilmek için de yeterince yelloz görünmem gerekecek. Enerji tasarruflu bir şekilde tüketilecek. Neden? Çünkü düğün denilen bu savaş alanındaki tek rakibim erkek tarafı olmayıp aynı zamanda gelinin yanında " en yakın arkadaşı benim" modunda dolaşan fettan ve bir o kadar da tehlikeli hemcinslerim olacaktır. Ki bunlar diğer seçeneklerden daha zorlu bir yarışı vaat etmektedirler. Sonuç; düğünde bir yandan güzel, alımlı çalımlı aynı zamanda mütavazi görünürken diğer yandan da hanım hanımcık ama gerektiğinde sivrilebilecek dişlere ve tırnaklara sahip olduğun hissettirilerek yarı tanrı rolü kesilecek ( yarı tanrı rolü kesilecek diyorum çünkü normal hayatta böyle bir insan evladı yok ) ve daha da önemlisi en yakın arkadaşının düğününde onunla beraber her anın tadı çıkarılacak. Yani çok dinlenmem gerekiyor çok...
6 Temmuz 2010 Salı
okuyoruM okumuyorsun okumuyor (1)
"Bu ülkedeki okuma oranı nedir?" şeklinde bir rapor hazırlansa siz bu raporun gerçekliğine ne kadar inanırsınız? Ben olsam verilecek istatiksel oranın en az yüzde ellisini çıkartarak doğru sonuca üç aşağı beş yukarı ulaşmaya çalışırdım ki keza elimde kalacak olan oran da bu üç ya da beş olacaktır. Birkaç yıl önce Ankara'da askeri bölge içerisinde Amerikan elçiliğine bağlı bir okula gitmiştim. Okulun fiziki yapısı ve olanaklarıyla ilgili bir şey söylememe gerek var mı bilmiyorum. Ama yine de söylemek istiyorum fen laboratuvarından başlayalım mesela birinci katın neredeyse yarısı bu laboratuvara ayrılmıştı bu laboratuvar da kendi içinde üçe ayrılmış birinci bölüm derslik sayılabilecek çocukluğumuzdan da hatırlayabileceğimiz deney yapılabilecek bölümlerin, akıllı tahtanın (canım ülkemin canım okullarında akıllı tahta kelimesinin henüz adının bile duyulmadığı yıllarda), her türlü deney tüpü vesairenin bulunduğu deney sırasında bir terslik çıkması ihtimaline karşı bir duşun bulunduğu yani sıradan denilebilecek bir labti. İkinci bölüm daha ziyade bilimkurgu filmlerdeki laboratuvar sahnelerini hatırlatan her türlü kimyasal element mi diyeyim yoksa madde mi (not:konu hakkında bilgi sahipleri bu konuda beni aydınlatsın lütfen telefon numaramı veriyorum o5... deyip gerçekten de verirmişim.) herneyse öyle raf raf etiketli tüpler ve kutularla doluydu keza korktuğum için ellemedim hiçbirşeyi. Üçüncü bölüm ise eğer birazcık köy kültürünüz varsa ne dediğimi anlarsınız biraz "işlik" tarzı bir yerdi. Şimdi "işlik" nedir bilmeyen arkadaşlar için açıklıyorum. İşlik: küçükken her köye gittiğimde içine girip büyük bir zevkle oynadığım, dağıttığım, mutlaka kendime zarar verdiğim ve annem tarafından içinde yakalandığımda "çabuk ordan çık şimdi deden gelecek" şeklinde azarlandığım bir yerdir. Tamam tamam kızmayın daha fazla açıklayıcı bilgi veriyorum içinde eskilerde demir dövmeden önce demiri ısıtmak için kullanılan kocaman bir körüğün,mengenelerin, her türlü alet ve hırdavatın bulunduğu bir yer. İşte üçüncü bölüm aynen böyle odaydı. burası ne işe yarıyor diye sorduğumda bana önümde duran at arabası tekerleğine elime almamı ve tekerleği kafamın üstünde tutmaya çalışmamı söyledi Normancığım ben bunu yaparken o da tekerleği çevirmeye başladı. ( tabii ki ben bunu başaramadım) O bana buna neden olana şeyin merkez kaç kuvveti olduğunu ve bu tekerleği çocuklara bunu örnekleyebilmek için kullandıklarını bilimsel olarak açıklarken ben o sırada benim kadar minik bir yaratığın o tekerleği kafasının üstünde tutma olasılığının hele hele birisi onu döndürmeye çalışırken zaten imkansız olduğu kanısına çoktan varıp kafamda fizik kurallarını reddetme bölümüne geçmiştim. Okulun türkçe sınıfının bir türk evi gibi döşeli ve türk kültürüne ait olan her nesnenin orada hali hazırda var olduğunu veya müzik odasının vay canına derditecek kadar güzel olduğunu anlatıp benim gibi gariban diğer meb öğretmenlerinin ( kaset dinletmek için yıllarca kaset çalar aradıktan sonra bulamadan cd çalar dönemine geçmiş meb öğretmenlerinin) ağzının sularını akıtma kısmını es geçmek istiyorum. Ve bu okulu gezerken en çok dikkatimi çeken şeye geldi sıra okulun tüm duvarlarında sanat, spor veya şov dünyasının en ünlü şahsiyetlerinin (aklımda kalan birkaç isim Cindy Crawford veya David Copperfiel gibi) elinde kitaplarıyla verdiği pozlar vardı. Şimdi gelelim asıl konuya Türkiye'de ki okuma oranı sorunumuza. okullarımızda yürütüle kampanyalar var "okuyan Türkiye" vs gibi ama bunların hiçbiri para etmiyor neden bilmiyorum çocuklara okuma saati başladı dediğimizde sanki onlara taş taşıtıyormuuz gibi bir yüz ifadesiyle yine mi modunda davradıklarında içimden geçenleri size tarif bile edemem. Sanırım içimde beni ezip geçen en kötü duygu da çaresizlik ve yeni nesile duyulan korku bunlar ne olacak bu ülke nereye gidiyor diye başlayan bir kahve diyaloğu önünüze yığmayacağım ama çaresizlik durumu insanı gerçekten yıpratıyor...
3 Temmuz 2010 Cumartesi
dünya kupası coşkusu
Kimsenin üzerine yorum yapmayı düşünemediği bir konuda yorum yapmak istedim :)) ( kadın gözüyle :) Şimdi ilk gençlik yıllarımızda biraz feminist takılıyorduk haliyle. Bu nasıl bir feminizm anlayışıysa; o dönemlerde erkeklerin yaptığı herşeye karşı biz de yapabiliriz edasıyla futbolla da ilgileniyorduk tabii ki. Şimdi ise olaya tamamiyle kayıp zaman gözüyle bakıyorum. Bir farklılık yaratacaz ya bu farklılık da tabii ki anneden farklı bir bayan olmaktan geçiyordu yani ana düşünce evlendiğimde bir bira içip eşimle futbol seyredecektim işte. Gel gör ki zaman geçip ben ergenlikten gençlik benden geçip evli barklı bir bayan olunca bu dünya kupası bana zindan oldu. Öncelikle dünya bu adamların çevresinde dönerken senin de evde tek başına evde dönmek zorunda kalman haksızlık. Bir de seyrediyorsun değil mi seyretmek zorundasın çünkü televizyon kitleniyor bir ay boyunca el konulmuş durumda çünkü. Neyse sen de gayri ihtiyari yorum yapıyorsun gözlemci olarak, ordan aşağılayan sen ne anlarsın tarzı (tarzı diyorum çünkü karşı taraf bunu içinden geçirse bile dışa vuracak kadar cesur davranamaz neden çünkü zeki bir erkek bilirki böyle bir hareket maçın sonuna kadar sürecek bir kavganın başlangıcı olur) bir yaklaşımla susturur seni halbuki allaha şükür belirli bir beyin potansiyelimiz var eşittir biz de futboldan anlayabiliyoruz sadece ilgilenmiyoruz bu demek değil ki yorum yapamayacağız. Neyse onuç olarak kamerayla ilgili yaptığın yorum bile sen ne anlarsın futboldan yorumuyla örselenebiliyor. Ayyy çok dağıttım ana düşünce lütfen bu bir ayın sonunda bunun bir bir rövanşı olsun mesela onlar bir ay boyunca pembe dizi seyretmek zorunda kalsınlar biz de bu arada caaaanım tatilin nimetlerinden yararlanarak bol bol kız arkadaşlarımızla buluşup gezelim tozalım infial yaratacak dedikodular yapalım :)))
Kaydol:
Yorumlar (Atom)