25 Şubat 2014 Salı

paket lastiğiyle topladım bugün yine beynimi

doğduğumuz toprakların havasından mıdır yoksa suyundan mıdır bilmem ama her birimizin üstüne serpilmiş kaygı,korku,ümitsizlik ve mutsuzluk tohumları var gibi. Kişiliklerimizi ve kimliklerimizi belirleyen şey; sevgi dolu aileler artı iyi bir eğitimden daha ziyade bu tohumlardan hangisinin o bünyede daha önce yeşerip bel vereceği gibi. Karşımızda korkak,ürkek,çekingen,mutsuz,kendine ve geleceğe karşı umudu olmayan prototiplerden oluşan koca bir ülke var gibi. Toplumun her kesitinden ayrı ayrı insanların aynı noktada birleşen bitmek tükenmek bilmeyen kaygıları var gibi. Ne gariptir ki sosyo ekonomik- kültürel farklılıklarda her ne kadar rengarenk bir yelpazeye sahip olunsa da kaygılarımız noktasında tek bir renkte (depresif gride)buluşmayı başarabiliyoruz gibi. Zannedilenin aksine en çok kaygılananılan konu 21. yüzyılın kapitalizminden beklenilebileceğinin aksine ekonomik olmaktan daha ziyade siyasi gibi.. Her birimizin bitmek bilmez kaygıları, endişeleri nihayetinde "ne olacak bu memleketin hali"ne veya "vatan elden gidiyor"a bağlanıyor gibi. Bu ikili dilimizden hiç düşmüyor nesilden nesile dilden dile yeniden yeniden kemik buluyor, varlığını sürdürüyor gibi. İliklerimize dahi işleyen bu korku ve endişe dolu düşüncelerin her biri en sonunda ülkenin (havasından suyundan daha ziyade) jeo-politik önemine bağlanarak bir dizi talihsiz olaylar serüvenine dönen tarihimizin ve hatta geleceğimizin kapılarını kaderin önüne ardına kadar açıyor gibi.
   işte ne yazık ki nedenleri bir iki cümleyle açıklanamayacak kadar çok derinlere dayanan böyle bir derdimiz var, da nedenleri her ne kadar örümcek ağı misali ince ince nakşedilmiş ve her ne kadar derinlerdeyse getirilmeye çalışılan çözümler de bir o kadar sığ gibi.
 Bütün bir ülke şuurunu kaybetmişçesine sanki bir futbol maçında kendi takımını destekliyormuşçasına öylesine bir coşku, öylesine nedensiz bir sevgi, öylesine nedensiz bir bağlılık içinde  kendi takımını pardon siyasi kanadını heyecan içinde öyle ya da böyle gerekirse en uygunsuz tezahüratlar eşliğinde destekleyerek soruna çözüm getirmeye çalışıyor ki beynim veya kalbim bunlara dayanamayıp bir anda duracak gibi.
    Aslında bu arenada A,B,C,D partileri yok burada FANATİZM ve HUMANİZM'den oluşan iki kanat var. Ne yazık ki skorlar belli kazanan taraf belli. Takım kaptanları bel altı vursa da faul de yapsa etrafta buna hakemlik yapacak bir sağ duyu yoksa Herkes üç maymunu oynuyor ya da oynamak zorunda kalıyorsa, benim gümüşüm altın senin altının gümüş deniyorsa kazanan da bellidir kaybeden de...
 Çok klişe olucak biliyorum ama kaybeden her zaman insanlıktır bu süreçte...

18 Şubat 2014 Salı

rengim kırmızı

-rengim kırmızı benim bilin bakalım ben neyim?
-yakışıklı bir gencin avuçlarında sevdiceğine ve sevdasına tutunur gibi sımsıkı iplerini tuttuğu, kıpkırmızı, içi neşeyle ve ruhla doldurulmuş bir balon mu?
-Hayır!
-Işığıyla hem içimizi ısıtan hem gönlümüzü açan, içine biraz da hüzün katan kalp şeklinde, özenle uçları yakılmış mumlar mı yoksa?
-Hayır!
-Ya sevgililer gününde hazırlanmış kırmızının ve sevdanın her tonunda her boyutunda buket buket kırmızı güllerden misin? Delikanlının delikanlılığını bozmasından korktuğu için yanaklarını al al bırakan verilen kızın biraz utancından biraz mutluluğundan rengini alan?
-Hayır!
- Ya Ömer Hayyam'ın
"Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz
İki başımız var,bir bedenimiz
Ne kadar dönersem döneyim çevrende
Er geç başbaşa verecek değil miyiz?

 Kim demiş haram bilmez Hayyam
 Ben haramla helali karıştırmam,
 Senle içilen şarap helaldir
 Sensiz içilen su bile haram

 Ne sen sensin, Ne de ben ben,
 Ha sen sensin. Ha ben ben,
 Hem sen sensin, Hem de ben ben.
 Kim söyler misin? Nedir? O sen,ben." dizelerinin eşliğinde bir kadeh şaraba ne dersin içinde aşk kadar meşki de barındıran?

-Hayır! 
-Yoksa sen dışının parlaklığına kanıp da içindeki kurdu yok sayan Adem ile Havva'nın cennetine mal olan kırmızı bir elma mısın? 
-Hayır! Hayır! Hayır!
Nasıl tanımazsın beni!
Bana ister elem de ister keder ister dert de ister üzüntü bir çok şeklim var benim. Bazen gözlerden akan bazen de taş gibi bağıra oturan. Bazen dillere lal getiren bazen bir gerçek görülmek istenmeyen.  Bir çok duygum var benim. Ama tek bir rengim var benim. Rengim kırmızı. Kanım ben kan nasıl bilemedin beni?
Hergün sokaklarda akıtılan, bazı evlerin duvarlarını,halılarını boyayan. Bazı bazı boş bir tarlaya saçılan. Kimi sevgiden kimi sözüm ona nefretten.
Ne güle benzerim ben ne de kalp şeklindeki çikolatalara! Hala aklım almıyor nasıl bilemedin beni. Halbuki bir çok şeklim var. Kimine işkence derler kimine cinayet. Hiç mi duymadın beni. Daha yeni haberlerdeydim. Yeni yılın neşesini, noel babanın kırmızısını bile gölgede bırakmıştım. Boy boy istatistikler yaptılar adıma, çarşaf çarşaf resimlerimi bastılar. 2013'te 28000 kadına şiddet uygulandı diye manşet attılar. 237 kadın öldü dediler. Kesici alet dediler ateşli silah dediler yakma dediler darp dediler. Son 10 yılda % 1400 artan kadına yönelik şiddet dediler. Günde ortalama 5 kadın öldürülüyor dediler. Karısını çok sevdiği için kıskanıyor dediler. Görüyormusun canım çocuğu reddetmiş dediler. Ah yazık ekonomi çok kötü işsizlik almış  başını gidiyor adam çıldırmış sonunda, e ne yapsın dediler. Dediler de dediler...
 Hayret doğrusu yine de bilemedin...
 Ne diyeyim ki ben daha sana... Hadi bana eyvallah!
 Ha buldum en azından şimdilik bir veda! Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerlerde buluşmak umuduyla...