27 Eylül 2016 Salı

Çağan'ın Dinazor Yumurtaları

     Başlıktan da anlayabileceğiniz üzre işin içinde yine yumurta var. Mikemmel bir anne olarak yumurtayla ilgili takıntım olduğu doğrudur lakin bıldırcın yumurtası denemelerimden sonra bu dosyayı rafa kaldırdım. Yumurtayı ben seviyorum o değil anlaşıldı. Faydalı diye çocuğun midesini kaldırmaya  hiç gerek yok. Keza bunu da bir zorbalık olarak atfettiğim için bol yumurtalı muffin vs ile idare ederiz diye düşünmekteyim.  Hayır kafayı yumurtayla bozmuş değilim lutfen ön yargılı davranmayalım :))) Bakınız havaların iyiden iyiye soğumaya başladığı bu günlerde içinizi ısıtacağını düşündüğüm paylaşımlar da bulunacağım. Hem çok da eğlenceli hali hazırda beklenilen pastırma sıcaklarından yararlanarak çocuğunuzla oldukça eğlenceli ve öğretici bir gün geçirebilirsiniz.
     Tipik bir oğlan çocuğu olarak Çağan da Dinazor hastası bir kaç tane dinazorumuz var hali hazırda. Her boyda her renkte seslisi ışıklısı şeklinde birkaç (?) tane almışız demek ki. Hatta seyretmeyi çok sevdiğimiz bir de animasyonumuz var. 'Benim Annem Bir Dinazor' keyifli de bir çizgi film. Çocuğunuzla birlikte seyredin eminim zevk alacaksınız.
        İşte tam bu nedenle sanırım Pinterest'te bu dinazor yumurtaları etkinliğini görünce çok heyecanlandım hemen uygulamaya sokmak istedim. Hatta sitenin kapısının dışında bir kaç gün önce gördüğüm kum öbeğinden bana biraz kum getirsin diye kocayı Çağan'ın plaj küreğiyle yalvar yakar gece yarısı dışarı gönderdim. Lakin eşim eli boş döndü.Bendeki hayal kırıklığını düşünebiliyor musunuz? Meğer bizim sokak kedilerimiz de doğuştan asil oldukları için tuvalet olarak o kumu kullanıyorlarmış. Sonuç olarak oğlumun artık bir küreği yok. Olsun ama kum nolcak bu saatte nerden bulacağım diye tırı vırı yaptım. Hayallerim suya düşmüştü ne yapalım felan derken pes etmedim hayallerimi kum olmadan yeniden inşa ettim, o oldu yani.

       Ertesi gün Çağan'a 'annem bugün dinazor yumurtaları hazırlayacağız' dedim pek anlamadı ama çok heyecanlandı. Ben de evdeki akıllı kumu kullandım tamamen iç güdüsel oranlarla hamuru hazırladık. Ama asıl tarifi yazayım size 1 bardak un 3 fincan kum ve 4 fincan suyu ekleyin ve hamuru yoğurun.

       O da bu işin bir parçası olmak istedi tabii ki ve ben de tabii ki izin verdim ve kolları sıvadık.
       Hazır eğlenirken bir şeyler de öğrensin istedim ve buna yönelik davranışlar sergiledim. E mikemmel anne olmak kolay değil. Beraber dinazorları saydık daha sonra dinazorları içine saracağımız hamur toplarını saydık. Al sana sayı çalışması.


       Akabinde oyuncak dinazorları hamurların içine gizleyip yumurta şeklini verdik.



       Hamurları bir tepsiye dizip 150 derecede pişirdik.
       Daha sonra pişirdiğimiz yumurtaları parka sakladım ve onları bulmasını istedim.



       Ve bulduğu yumurtaların içinden ne çıkacak diye onları merakla açtı.

    He bu arada biraz ayrık otu olduğum doğrudur. Bir dinazora yetmeyen hamuru oyun hamuruyla renklendirelim dedim. Nihayetin de hamur mu hamur. Çocuklar hiç itiraz etmezler böyle şeylere. Mızıkçı olan kim bir daha düşünmek lazım biz mi onlar mı?


     yumurtaları ararken aynı zamanda sıcak ve soğuk kavramlarını pekiştirdim :O


   E tabii ki tüm yumurtaları bulup içinden dinazorlarını çıkarttığında o kadar mutlu oldu ki bir daha yapalım dedi. Ama ben mikemmel anne olarak bugünlük bu mutluluğun benim için kafi geldiğini bir daha hamur filan yapamayacağımı söylemeyip yeni bir oyun kurdum. Bu sefer dinazorları o sakladı ben gözlerimi yumdum o sırada, Daha sonra da ben arayıp ödülü yani dinazorları kaptım.


   Öyle kolay olmadı minicik yavru dinazorları ağaç tepelerinden su oluklarından bulmak.

   Hele bir deneyin çok eğleneceksiniz.

14 Ağustos 2016 Pazar

bugün günlerden yumurta

    Bütün kış "yaz gelsin yaz gelsin" diye inledik. E haliyle yaz geldi. Tatil dedik oh gittik geldik deniziydi havuzuydu manzarasıydı tadını çıkartalım dedik. Şükür ondan da hevesimizi aldık lakin yine döndük dolaştık kürkçü dükkanına geri döndük. Kışın işten güçten zaman ayıramadığımız ne kadar kitap film varsa hatmettik. Bitti gitti. Bir ara eve sardık bir iki değişiklik yaptık. Eh bir ara idare ettik. Lakin bu iç sıkıntısı yine de geçmedi. Düştük en nihai dostumuzun ocağına. Sosyal medyanın kucağına. 
    İnternette sörfün dibine vurmuş durumdayız. Ama olsun oyalanıyoruz. Kim bu sıcakta dostla arkadaşla akrabayla konu komşuyla diz dize gelip burun buruna iki çift lafın belini kıracak bunun yerine otururuz ekranın başına ho ho tüm dünyayı iki lafımızla dize getirir düşmanı yere sereriz bütün hısımların da burnunu sürteriz. 
     Neyse işte anlayacağınız hergün internetin başındayım. Gün geçmiyor ki "en iyi en mükemmel anne benim herşeyin en iyisini ben bilirim" blogu açılmasın yeni bir fenomen üremesin. Bunun üzerine ben de "aaaaa benim onlardan neyim eksik" deyip bu yazıyı yazmaya karar verdim.
             Ve kamera hazır başla...

     Oğlum yumurta yemiyor. Duyarlı bir anne olarak bu sorunun üstesinden nasıl gelirim diye çok düşündüm. Düşündüm taşındım işe ona yumurtayı sevdirmekle başlamaya karar verdim. Küçük adımlarla ilerlemek gerek diyerekten ilk olarak yumurta kartonlarıyla oynamaya başladık.

 Çağan'a "annecim hadi gel bu gün beraber eşek arısı boyayalım" diyerek çocuğun hem hayal gücüne hitap ettim hem de sırasıyla sarı ve siyah boyaması gerektiğini dikte ederek konsantrasyon çalısması yaptım. Ben mikemmel bir anneyim. Evladım da geleceğin Stephen Hawking'i. Tabi allah sonunu benzetmesin evlerden ırak.

 Efenim daha sonra ona bir oyuncak yumurta aldım. Hani şu suyun içinde 48 saat bekledikten sonra yumurta yavaş yavaş çatlıyor ve içinden yavru bir hayvan çıkıyor. Bu etkinliğimizle çocuğa hem evrim teorisini somut anlamda anlatmış oluyoruz hayat döngüsünü felan hem de çocuğumuza sabretmeyi herşeyin bir zamanı olduğunu bilinç altından altından yedirmiş oluyoruz.





     Son olarak annesinin kuzusuyla yumurta boyadık. Normalde geleneksel yöntemlerle (soğan kabuğuyla kaynatarak ya da renk renk olsun istiyorsak gıda boyasıyla kaynatarak) değil de tamamen alafranga yöntemlerle yumurtalarımızı boyadık. Paskalya zamanı satılan kitlerden biri uzun zamandır bir köşede vaktinin gelmesini bekliyordu. (Bknz, çocuğa paskalya zamanı boyatmıyoruz kendi gelenek ve göreneklerimize uygun yetişsin diyerekten) Bu etkinliğin amacı çocuğun eğlenirken öğrenmesi hem hayal gücü gelişirken hem de el motor kaslarını çalıştırıyoruz.






  
    Sonuç olarak oğlum artık yumurtayı çok seviyor ve yemeye kıyamıyor :(((( 

    

28 Nisan 2016 Perşembe

Annesinden Çağan'a

                 Çağan'ın okulu anneler günü için çocuğumuza bir mektup yazmamızı istedi ben de elimden geldiğince onun dilinde ona onu ve bende yarattığı duyguları anlatmaya çalıştım.

                   Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken allahın deli kulu çokmuş bizden delisi yokmuş Aysun'la Mutlu'nun hem kucakları hem hayatları boşmuş. Derken bebek Çağan annesinin göbeğine konmuş.Çağan'ın ne tatlı bir şey olacağı o günlerde belli olmuş ve annesine hamileliği boyunca şeker,tatlı hayal olmuş. Çağan yavaş yavaş annesinin karnında büyümüş ve her vaktinden önce olgunlaşan meyve gibi dalından erkenden kopmuş. İsmine bile hastane yolunda arabanın arka koltuğunda karar verilmiş. Babası sormuş annesine "e ismi ne olacak" diye ve bir arife günü dünyaya gelmeye karar verdiği için annesi "adı Çağan olsun gittiği her yer adı gibi düğün bayram olsun" demiş. Ve akabinde uzun bacaklı uzun gagalı güzel mi güzel bembeyaz bir leylek ekim ayının son haftasında insanın içini ısıtan bir sabahın ilk ışıklarında dışarıda ılık ılık rüzgarlar eserken bohçasını hemşirelere teslim etmiş ve onlar da bohçayı açmış Çağan'ı çıkartmış bir güzel gülpembesi tenini kundaklara sarmış, anneannesiyle babasına teslim etmişler. Odanın ortasında küçücük bir Çağan büyüleyivermiş herkesi, aydınlatıvermiş tüm dünyayı. Güneşten bile çok. Annesi alıvermiş Çağan'ı kucağına ve sarıvermiş  tüm dünyayı kollarının arasında. Ve içine çekmiş o mis gibi evlat kokusunu ta ciğerlerine kadar ve daha sonra da kazınmış beynine onun kokusu. Bayramın 2. günü pusetinin içinde bir tırtıl gibi dertop olmuş şekilde yeni kozası için hazır bir halde Çağan kendi evine varmış. Evde bir bayram havası.

            Derken az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş altı ay bir güz gitmiş ve uyanınca rüya bitmiş. Lakin Çağan'ın annesinin  bu güzel rüyası bitmemiş yeni başlamış. Bu altı ay içinde minik minik dev adımlar atılmış. Çağan annesinin parmağını tutmuş annesi o beyaz tombik elle dünyaya tutunmuş. Çağan "agu" demiş annesi ona metiyeler düzmüş. Çağan ilk kez yatakta dönmüş annesinin dünyası onun etrafında. Çağan ilk kez elinde tuttuğu leziz mi leziz kıpkırmızı karpuzu sulu sulu ısırmış annesinin karnı tıkabasa doymuş. Çağan ilk kez kara ayak bastığında annesinin içi üşümüş.Bu sırada anne işe dönmüş ona ihtiyacı olan başka çocuklar da varmış. Annesi Çağan'ı her düşündüğünde gözleri dolmuş. İlk dişler biraz sancılı geçmiş tıpış tıpış yürümüş derken koskoca 1yıl geçmiş.
             Çağan'a konuşmak çok yakışmış. O tatlı dilinden inciler dizi dizi dökülürken annesiyle babası dinlemeye anneannesi kahkahalarına doyamamış. Elinde kemirdiği ekmeğiyle evin içinde dolanırken Hansel ve Gretel gibi ardında ekmek kırıntıları bırakırmış ve böylece annesi onu her saklandığı yerde kolayca bulurmuş. Beyaz ekmek hamurundan dünyalar kurup kurup bozmuşlar ve pastayla baştan aşağıya kah frambuazın pembesine kah çikolatanın kahverengisine boyanmışlar kah çileğe kokmuşlar kah tarçına.Akabinde küçücük banyoya dünyaları sığdırmışlar. O banyonun içinde ne töpek balıkları ( evet töpek balığı) ne korsan gemileri ne ördekler ne kurbağalar yüzmemiş ki. Ya da ne örümcek adamlar ne venomlar ne kaptan amerikalar ne hulklar suya dala çıka sıçrayan suların ve atılan keyif çığlıklarının altında dünyayı yeniden yeniden kurtarmamışlar ki.
             Zaman tepelerden yel gibi derelerden sel gibi akıp geçmiş ve gel zaman git zaman Çağan kara yağız keyfi gıcır arabası bakır bir delikanlı olmuş. Kudreti yerinde, garibin yanında,ezenin karşısında, ezilenin arkasında, aklı başında, dosta yaren düşmana yara, erdemli bir çevre dostu olmuş. Anne ona her baktığında göğsü bir kek gibi kabarmış gözleri yaşarmış. Ona sevgisi her gün bir ışık yılı artmış. bu masal da burda bitmiş.