29 Aralık 2011 Perşembe

Reenkarnasyon

                  Reenkarnasyona inanır mısınız? Aranızda inanmayanlarınız varsa derim,"dünyaya daha meraklı gözlerle bakmalısınız" . Çünkü her gün etrafınızda yüzlerce örnek meydana gelmekte önünde gözünün. Hımmmm. Evet beyninizde şöyle bir tarama yaptığınızı ve buna rağmen hala bir ampulün yanmadığını ben hissetmekte. Durun bir saniye bozulmayın hemen. En iyisi ben kendi hayat(lar)ımın hikayesini anlatayım size. Ben kim mi oluyorum? Pek aceleci pek de sabırsız görüyorum sizleri. Beklemeyi bilirseniz eğer öğrenirsiniz hikayemdeki en ince gizleri.
                  Daha fazla bekletmeden sizleri başlayayım ben anlatmaya hikayemi. Efendim dünyaya her gelişimde farklı bir dönemde farklı bir coğrafyada açarım gözlerimi. Bereket versin ki her seferinde yani demek istiyorum ki her seyri seferimde yeni yeni arkadaşlarla düşerim yollara, öğrenirim yeni yerleri. Bazen güneş bazen rüzgar eşlik eder yoldaşlarımla bana. Güneşi de severim ben rüzgarı da . Aaaa söylemeyi unuttum size kimim ben diye bu arada. Ben bir yağmur damlasıyım. Evet evet bir Damla'yım ben. Heh ne diyordum. Severim ben güneşi. Güneşli bir günde yağmur olmak güzeldir. Güneş zaten tüm anaçlığıyla ısıtmıştır ve de ışıtmıştır her yeri. Bize düşen görev ise cilalayıp parlatmaktır yolumuza çıkan herşeyi. Rüzgarlı bir günde yağmur olmak güzeldir. Her bir esintide titrese de içim daha çok vaktim vardır tepeden seyreylemek için çevreyi. Ve öğrenmek için "yeni evim neresi?"
                 "Tamam tamam durun artık hep bir ağızdan bırakın konuşmayı ve de sormayı. Tek tek cevaplayacağım bütün sorularınızı." Evet tabii ki hatırlıyorum hayatlarımın her birini. İster Nisan yağmuru olayım  ister Ağustosta rapsodi. İster kara kışta doğayım ister ılık havada yavrulayayım. İster balkanlardan gelen soğuk hava dalgasıyla bir ülkeye misafir olayım ister muson yağmurlarıyla bir ülkenin kara belası. İster yanmış kavrulmuş bir toprağa can vereyim isterse sel olup can alayım. İster Amazonlardan fışkırayım isterse kutuplarda donayım. Hiç fark etmez. Hayatlarımın her birini hatırlarım ayrı ayrı ve de severim hepsini nedeni farklı farklı.
                  Gün olur ılık bir bahar gününde el ele yürüyen bir çiftin yeni doğan aşklarını daha iyi dallanıp budaklanabilmesi için sularım. Gün olur kuraklıktan çoraklaşan topraklara can olurum, o topraklara baka baka ümitsizlikten kararan yüzlerin tam alnının ortasına düşen bir müjde. Gün olur yeni açmış taptaze bir goncanın kucağına, tahtına oturan bir kral misali kuruluveririm. Gün olur benden çok daha uzun zaman önce dünyaya gelmiş benimkinden çok daha uzun yollardan geçmiş birbirlerine sevgiyle kenetlenip kocaman bir aile haline gelmiş arkadaşlarımın yanına - ne diyordunuz siz ona - hah okyanusa o maviliğe doğru yelki kanat giderim. Ne büyük mutluluktur o sevgi denizinde yüzmek. Bir çeşit nirvanaya ulaşmaktır benim için her ne kadar tersine istikamete de gitsek. Gün olur kanalizasyonda son bulur yolculuğum. Lütfen yüzünüzü ekşitmeyin  hemen. Ne çılgın bir yolculuktur o bilir misin sen? Nasıl desem? Beş yıldızlı otellerinizdeki aqua parktır benim için o kanallar. Sürekli inen çıkan, yükselen alçalan, dönen dönen dönen, bir anda duruveren.Anlatması zor da olsa anladınız siz o cümbüşü ve ortadaki yediveren dalavereyi.
                Aslında söyleyecek ne kadar çok sözüm anlatmak istediğim ne kadar çok hikayem var bilemezsiniz. Lakin halden anlarsınız zamanım kısıtlı cümleler kısır. Aktaramam sizlere her bir damladaki mutluluğu. Yeniden çıkmam lazım yola edilen dualara nazaran damlamam gerekir açılan avuca.
                         Bir daha ki hayatta buluşmak üzere.


                                                                                                                            Damla'ma

10 Aralık 2011 Cumartesi

run time error

     Annemin keyfi yerindeyse çok güzel hikayeler anlatırdı bize, bize ablamla bana. Kendi gençlik zamanında olan biteni her şeyi her biri bir başka Türkiye gerçeğine veya göçmen kültürüne dokuna dokuna bize nakledilirdi. Örneğin sandığın bir köşesine sıkışmış fistanı havalandırmak için çamaşır teline sererken başlardı anlatmaya. "Biliyor musunuz bu annemin kına kıyafetiymiş o zaman kına kıyafeti dediğin ne olacak ki bu şalvarla bu mintan işte gelinin diğer genç kızlardan tek farkı gümüş ve altın rengi tellerle işlenmiş kuşağıymış, fakirlik varmış tabii savaştan yeni çıkılmış ülkeye kaçarken varlaını yoklarını orda bırakıp üstündekilerle gelmişler..." şeklinde anlatmaya başlardı.  Biz de yeni yeni kadın olma yolunda ilerlerken bu iki üst kuşağın kadın hikayelerini dinlerken büyük bir hevesle "yaaa" " gerçekten mi" vs diyerek hem şaşkınlığımızı üzerimizden atmaya yeltenirdik hem de annemi daha da çok anlatmaya heveslendirirdik. Bu hikayelerden en çok güldüğümüz ve eğlendiğimiz bir tanesini ben de size anlatıcam. Eh birinci ağız kadar zevkli olmayacaktır ama... Efendim annemler genç kızken kış zamanı komşu köylere misafirliğe giderlermiş. Misafir olarak kaldığı ev o akşam köydeki diğer genç kızları da evin de ağırlar tefli çalgılı çengili bir gece geçirilirmiş. Genç kızlar içeride şarkı türkü söylerken delikanlılar da evin karşısına dizilirlermiş. Ellerindeki el fenerlerini ilk olarak hoşlandıkları kızın yüzüne sonra da 'seninle ilgilen kişi benim' babında kendi yüzlerine tutarlarmış. Ben bu hikayeyi dinlerken ne kadar güldüğümü hatırlıyorum. Maksimum seviyede açık ilişki konuşmak görüşmek chatleşmek twitlemek faceden şarkı yollamak ismini göklere yazdırmak yok. O dönemde aşkı ilanın en açık yolu buymuş işte.
      İşte geçen gün arkadaşım "pilotun gözüne lazer tutan şahıstan" bahsettiğinde aklıma ilk gelen şey bu hikaye oldu. Adamın suçu yok dedim kendi kendime genetik kodlamada bir hata olabilir aslında hata bile değil. Belki de genetik harikası en az 40-50 yıl öncesinin alışkanlığını kendi zamanına ve habitatına uydurarak günümüze taşımış bir şahıstan bahsediyoruz. Belki o da pilotun gözüne tuttuktan sonra bir de kendi gözüne tutmuştur. Aşkın gözü kördür dedikleri de bu olsa gerek. Gözümü de gözünü de kör değilse bile ederim. Hala "ne alaka? İnsan neden böyle bir şey yapar? Ne tür bir içgüdülenmedir bu?" ve daha niceleriyle beraber kafamda olayı sorgulamama rağmen bir sonuca ulaşamadım. Bu arada internetteki yazılar daha da ilginç çocuğunun yaramazlığını zeka belirtisi olarak gören ebeveyn tadında. Yüzde bir gülümsemeyle "hımmm bir daha olmasın ama çok kızarım bak" edasıyla yorumlar yapılmış. Utanmasak alkışlayacağız göğsümüzü gere gere bravo aferin filan diyecez aman dikkat.
         Not: Çevre mi yoksa genetik mi sorusuna cevap veriyorum -EĞİTİM ŞART-

2 Aralık 2011 Cuma

Google'da Türk Kasırgası

Acaba diyorum Atatürk düşündüğümüzden çok daha zeki bir adammıydı. Haydaa diyenler var aranızda (ayıp ama sabredin bakalım azıcık ne diyecez) . Bir de niyeki diye soranlarınız var. Tabii ben herşeyi görürüm ve duyarım ( bu da kafayı çizmiş öğretmen tribi). Bakınız şimdi bir çırpıda sorularınızı cevaplayıvericem. 21. yüzyılda eğitim sistemi "ver gazı..., ver gazı..." şeklinde düzenlenmiş bir sistemdir. Farzı misal veli gelir sana çocuğunu sorar sen de hem vicdanen biraz da yiyorsa kabilinden veliye dönüp gerçekler yerine "çocuğunuz aslında çok zeki bıdı bıdı vıdı vıdı.." şeklinde cümleler kurarsın. Aslında o vıdı vıdı bölümünde öğretmen inceden inceye çocuğa döşendi lakin başta çok zeki dedi ya ebeveyni orda kitledi zaten. Bu nedenle de bıdı bıdı kısmındaki cümleleri veli ya anlamadı ya da anlamak istemedi.Çünkü o duyacağını duymuştu zaten " çocuğum zeki". "Yaramaz, ama olsun zeki. Tembel, olsun ama zeki. İlerde hiç bir halt olmaz, ama zeki. Saygısız, uyuz ama olsun zeki."

İşte efendim Atatürk'ün zekasının ne kadar zamanının ötesinde olduğunu da burdan anlıyoruz nerdeyse bir asır önce çözmüş olayı.

"Türk milleti çalışkandırrrrrrr.
Türk milleti zekidirrrrrrr" gibi sözlerle

Ya da "Türküm,doğruyum, çalışkanım..." gibi sözlerle vermiş gazı diye düşünmekteyim. Evet gaz diye düşünmekteyim nihayetinde ben de bu ülkede yaşıyorum çalışanlarımız var ama yatıp yattığı yerden yiyenlerimiz daha çok var dolayısıyla genelleme yapıp Türk milleti diyebileceğimiz bir durum veyahut yüzde yok elimizde. Her geçen günle beraber elimizde pasta grafiğiyle renklendirdiğimiz oran da ne yazık ki daralmakta. Ya da şöyle izah edeyim her geçen sene değişen gelişen yeni nesle baktıkça acaba sorusu soru işaretiyle beraber neon lambaları gibi yanıp sönmekte beynimin içinde. Özellikle her sabah andımız okunurken içim parçalanıyor desem yeri var. Çünkü hergün yinelenen bir yalanı dinlemek ne zamana kadar mümkün ?bir gün ortaya atılıp durunnnnn diye bağıracam diye korkuyorum "hayır yalan söylemeyi kesin..." Acaba halihazırda çantamda bir huni mi taşımaya başlasam.

Bugün yine paylaşım sitelerinde bol bol boy gösteren bir haberi okuyarak çok eğlendim . Haberi yazan kişiyi tebrik ediyorum lakin daha çok haberi ciddiye alan yurdum insanını yorumlarından dolayı tebrik ediyorum. Beni güldürdünüz allah da sizi güldürsün. Seviyom ben bu yurdum insanını inanılmaz naif herşeye hemencecik kanan ve savunmaya geçen o çocuksu tarafımızı hiç kaybetmiyoruz. Yazının gerçekliğini bile sorgulamadan belli ki hemen üzülünmüş ve savunmaya geçilmiş. Belli ki gururu incinmiş ve öfkelenmiş. Belli ki muhtaç olduğu kudreti saniyesinde damarlarında bulmuş. Lafın kısası üzmeyin yurdum insanını ayrıca haberin geyik olduğunu anlayanlar anlayamayanlara üvey evlat muamelesi yapmasın. Ya da biz zekiyiz siz değilsiniz tarzında hava atmasın rica edeyorum lütfen. Diğeri de, anlayamayanlar yani onlar da daha da alınganlaşıp daha da saldırganlaşmasınlar lütfen gerek yok.
İnternet sitesinin adı üzerinde YAlan Dolan Haber / www.yadoha.com. Bahsi geçen haber başlığı da "google'ın kurucusu Larry Page; Türk kullanıcıları bunların hesabını verecek." Aslında daha haber başlığından belli ama ve lakin anlayamayanlara birşey söylemiyorum. Olabilir olabilir dalgınlığa gelir uykusuzluğa gelir olur. Ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim haberin son paragrafındanda mı çakmadınız köfteyi ben en çok bu bölüme güldüm <<>> Bak bak "ellerinin titrediği gözlenen" bence yazının en muhteşem kısmı burası nasıl da olayı abartmış işin içine duygu katmış muhteşem. Valla bomba bir yazı olmuş uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim .
Not: Anlayıp dinlemeden herşeye atlamayın. Bir kerecik de olsa "olur mu öyle şey, gerçek mi acaba? "Dur abi ben bunu google'a bir aratayım" diye gönlünüzden geçirin :))
Ana düşünce paranın dini imanı olmaz kapitalist düzende hiç kimse bindiği dalı kesmez Page bu lafı kamuya açık söylemez.