düşünen beyinlerimizle korkutulmuş yüreklerimiz arasında araftayız... dilsiz, sağır...herkes üç maymunu oynuyor desem... yanlış... üç maymunda görmüyor duymuyor konuşmuyor... oysa biz görüyoruz duyuyoruz ve susuyoruz... lisedeki tarih öğretmenim "tarih tekerrürden ibarettir" lafı yanlıştır, bir olayın aynı koşulda aynı şekilde tekrarlanmasının mümkünatı yoktur derdi ya bu lafın da yanlış olduğunu görüyoruz... her 20-30-40 yılda kendimizi tekrar ediyoruz... mehteran takımı gibi iki ileri bir geri gidiyoruz... hatta son dönemlerde bizimki iki geri bir ileri oldu durmak yok yola devam ediyoruz... sıkça duyduğumuz beyin göçü kavramına yeni anlamlar yüklüyoruz beyinleri göçürtemiyorsak bedenlerini postalıyoruz...ya kısmet diyoruz...bir avuç çapulcuya pabuç bırakmıyoruz... yağıp,esip, gürlüyoruz...gençlik nereye gidiyor diye hayıflanırken şimdi gittiği yere hayıflanıyoruz... gittiklerine sevinelim mi üzülelim mi karar veremiyoruz..."siyah giyen adamlar" filminde will smith'in elindeki kalemin gücüne sahipmişiz gibi her akşamdam sabaha siyah gözlüklerimizi takıp toplumun hafızasını sıfırlıyoruz... mottosu "oturmaya mı geldik ayol hadi kalkın hep beraber oynayalım" topluluğunun karşısına mottosu "el ele omuz omuza oturalım ayrılmayalım" topluluğunu koyduğumuzda " ayyy şimdi bunlar niye böyle yapıyor ne güzel eğleniyorduk oyun bozanlığa ne gerek var" diyi diyiveriyoz....
ah ah herkes elini vicdanına koyaydı ya da herkes birbirine gönül gözüyle bakaydı keşke bir kez karşısındakinin birisinin evladı olduğunu göreydi keşke bir kerecik anasının gözünden yavrusunu görebileydi...ah keşke ah keşke...insanın alacası içinde saklı derler ya hani daha da kötüsü insanın içinde ne kara kuyular ne iblisler saklı. bir kez sadece bir kez o kara kuyulardan o iblisleri salıverince onları zincirlemek mümkün olmuyor gayri...ondan sonrasını siz düşünün gayri...çünkü ondan sonrasını ne bu gözler görmek istiyor ne bu gönül katlanmak istiyor gayri...