28 Nisan 2016 Perşembe

Annesinden Çağan'a

                 Çağan'ın okulu anneler günü için çocuğumuza bir mektup yazmamızı istedi ben de elimden geldiğince onun dilinde ona onu ve bende yarattığı duyguları anlatmaya çalıştım.

                   Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken allahın deli kulu çokmuş bizden delisi yokmuş Aysun'la Mutlu'nun hem kucakları hem hayatları boşmuş. Derken bebek Çağan annesinin göbeğine konmuş.Çağan'ın ne tatlı bir şey olacağı o günlerde belli olmuş ve annesine hamileliği boyunca şeker,tatlı hayal olmuş. Çağan yavaş yavaş annesinin karnında büyümüş ve her vaktinden önce olgunlaşan meyve gibi dalından erkenden kopmuş. İsmine bile hastane yolunda arabanın arka koltuğunda karar verilmiş. Babası sormuş annesine "e ismi ne olacak" diye ve bir arife günü dünyaya gelmeye karar verdiği için annesi "adı Çağan olsun gittiği her yer adı gibi düğün bayram olsun" demiş. Ve akabinde uzun bacaklı uzun gagalı güzel mi güzel bembeyaz bir leylek ekim ayının son haftasında insanın içini ısıtan bir sabahın ilk ışıklarında dışarıda ılık ılık rüzgarlar eserken bohçasını hemşirelere teslim etmiş ve onlar da bohçayı açmış Çağan'ı çıkartmış bir güzel gülpembesi tenini kundaklara sarmış, anneannesiyle babasına teslim etmişler. Odanın ortasında küçücük bir Çağan büyüleyivermiş herkesi, aydınlatıvermiş tüm dünyayı. Güneşten bile çok. Annesi alıvermiş Çağan'ı kucağına ve sarıvermiş  tüm dünyayı kollarının arasında. Ve içine çekmiş o mis gibi evlat kokusunu ta ciğerlerine kadar ve daha sonra da kazınmış beynine onun kokusu. Bayramın 2. günü pusetinin içinde bir tırtıl gibi dertop olmuş şekilde yeni kozası için hazır bir halde Çağan kendi evine varmış. Evde bir bayram havası.

            Derken az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş altı ay bir güz gitmiş ve uyanınca rüya bitmiş. Lakin Çağan'ın annesinin  bu güzel rüyası bitmemiş yeni başlamış. Bu altı ay içinde minik minik dev adımlar atılmış. Çağan annesinin parmağını tutmuş annesi o beyaz tombik elle dünyaya tutunmuş. Çağan "agu" demiş annesi ona metiyeler düzmüş. Çağan ilk kez yatakta dönmüş annesinin dünyası onun etrafında. Çağan ilk kez elinde tuttuğu leziz mi leziz kıpkırmızı karpuzu sulu sulu ısırmış annesinin karnı tıkabasa doymuş. Çağan ilk kez kara ayak bastığında annesinin içi üşümüş.Bu sırada anne işe dönmüş ona ihtiyacı olan başka çocuklar da varmış. Annesi Çağan'ı her düşündüğünde gözleri dolmuş. İlk dişler biraz sancılı geçmiş tıpış tıpış yürümüş derken koskoca 1yıl geçmiş.
             Çağan'a konuşmak çok yakışmış. O tatlı dilinden inciler dizi dizi dökülürken annesiyle babası dinlemeye anneannesi kahkahalarına doyamamış. Elinde kemirdiği ekmeğiyle evin içinde dolanırken Hansel ve Gretel gibi ardında ekmek kırıntıları bırakırmış ve böylece annesi onu her saklandığı yerde kolayca bulurmuş. Beyaz ekmek hamurundan dünyalar kurup kurup bozmuşlar ve pastayla baştan aşağıya kah frambuazın pembesine kah çikolatanın kahverengisine boyanmışlar kah çileğe kokmuşlar kah tarçına.Akabinde küçücük banyoya dünyaları sığdırmışlar. O banyonun içinde ne töpek balıkları ( evet töpek balığı) ne korsan gemileri ne ördekler ne kurbağalar yüzmemiş ki. Ya da ne örümcek adamlar ne venomlar ne kaptan amerikalar ne hulklar suya dala çıka sıçrayan suların ve atılan keyif çığlıklarının altında dünyayı yeniden yeniden kurtarmamışlar ki.
             Zaman tepelerden yel gibi derelerden sel gibi akıp geçmiş ve gel zaman git zaman Çağan kara yağız keyfi gıcır arabası bakır bir delikanlı olmuş. Kudreti yerinde, garibin yanında,ezenin karşısında, ezilenin arkasında, aklı başında, dosta yaren düşmana yara, erdemli bir çevre dostu olmuş. Anne ona her baktığında göğsü bir kek gibi kabarmış gözleri yaşarmış. Ona sevgisi her gün bir ışık yılı artmış. bu masal da burda bitmiş.