ne zaman dökülmüş sıvalarının altından kırmızısı solmus tuğlaları görünen, bir köşeden filizlenerek evi sarmaya başlamış otlarla kaplı, belli ki yıllardır duvarlarına insan nefesi değmemiş yıkık dökük bir ev görsem içime anlamsız ılık ılık bir huzur yayılır. evin duvarlarını kaplayan sarmaşıklar gibi benim içimi de mutluluk sarmaya başlar büklüm büklüm kıvrılarak. En çok orada kendimi kendim gibi hissederim en çok orada kendimi evimde hissederim. Bir otobüsün camından geçerken gördüğüm o manzarada kalırım yol devam eder ama ben hala orda. keşke hiç bilmediğim o durakta inebilsem. keşke o eve giden dar tozlu patikada yürüyebilsem. güneş yüzüme vururken elimi gözlerime siper ederek o bahçeye girebilsem yabani otlar bacaklarıma dolanırken hışır hışır yürüsem ağır ağır. Keşke içine girebilsem o evin keşke odalarını usulca dolaşabilsem kayıp anılarımı arar gibi. Gibi de değil aslında anılarımı bulsam her koridorun sonunda ya da bir köşe başında belki yerden bitmiş bir yabanılın ardında. hiç olmazsa bir fotoğrafını çekebilsem. Ama nasıl? Hangi fotoğraf karesi güneşi sığdırabilir bir kareye istediğim gibi ya da en güzeli hangi fotoğraf karesi görüntüleyebilir gönlümün gördüğünü? Ya da içimde çalan müziği? Basamakları kırık taştan merdivenlerden çıkarken her basamakta hızını artıran davulları ya da eskiden mavi boyalı olduğu her halinden belli olan pervazında elimi gezdirirken elime batan kıymığın acısını bastıran huşu içindeki ritmi? Şevkatle kucaklayan.
ya da hangi fotoğraf karesi beni ve evin önceki tüm sahiplerini aynı kareye sığdırabilir ne bir eksik ne bir fazla. Ben evle bütünleşip o evin çimentosuna kumuna karışırken aynı anda o evde yaşayan herkesle bir olurken hem onlarmış gibi hem de onlarınmış gibi ya da kimbilir belki onlardanmış gibi. Hep beraber kameraya baksak sanki hiçbir acı hiçbir hüzün gözlerimizi gölgelememiş, gülüşümüze hiç keder değmemiş ya da dudağımız hiç bükülmemiş burnumuz hiç sızlamamış gibi. Belki beş belki altı yaşında...Ah hele bir de teneke kutulu sardunyaların içinde. Saklı bir cennette...12 Kasım 2019 Salı
22 Şubat 2019 Cuma
Çok mu şey istiyorum
Uzun bir aradan sonra merhaba. Gerçekten yazmayalı çok uzun zaman olmuş. Aslında yazıyorum yazmasına da sanırım post etmiyorum.Yazmak ya da okumak benim için yemek yemek uyumak kadar temel ihtiyaç. Okumayı çocukluğumdan beri çok sevmişimdir lakin ergenlikten sonraki süreçte okumak benim için sevgiden daha ziyade bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bir hayli sosyal bir insan olmama rağmen kitap okumak benim için her zaman çok önemliydi. Çünkü beynimin içindeki sesleri durdurabilmemin tek yoluydu. Hayat benim için büyük ve oldukça renkli bir metropolin içinden saatte 250 km hızla giden bir trenin penceresinden dışarısını izlemek gibiydi hem heyecan verici hem de yorucu. İşte okurken o trenin hızı düşüyordu. İnsanların yüzleri soluyor sesleri giderek duyulmaz oluyordu. Ve benim işlemci bir nebze de olsa soğuyordu. Bu da hayatımı kolaylaştırdığı gibi yaşanabilir de kılıyordu. uzun lafın kısası gerçekten sosyal bir insan olmama rağmen kitaplar benim en yakın arkadaşım ve sığınağımdı. Yazmak ta bu işin başka bir yönü sanırım. Okuduğum sözcükler yaşamı yavaşlatıp benim için yaşanabilir hale getirirken yazdığım sözcükler de boşaltım kısmını oluşturuyorlardı sanki.
Benim için bu kadar önemli ve elzem olan bu alışkanlıktan sanırım çocuk sahibi olduktan sonra bir dönem sonra koptum çünkü oğlum olduktan sonra ki süreçte kendi yaşamsal fonksiyonlarımı sürdürebildiğime şükrettiğim dönemlerim oldu. Sonra biraz o büyüdü biraz ben derken kitaplarıma geri dönebileceğime inandığım zaman geldi çattı. Geldi lakin bu sefer de edebiyat mezunu ve kitaplara aşık bir insan olmama rağmen okuduğum kitapların tarzında bir revizyona gitmem gerekti. Örneğin uzun süreli konsantrasyon gerektiren kitapları listemden çıkartmam gerekti keza o kadar zaman ayırabilecek lüksüm yoktu. ya da ne bileyim içinde çocuk istismarı ya da şiddet içeren kitaplar dağılmama neden oluyordu. Derken bildiğin pembe dizilerden hallice kitaplar seçmeye başladım. Kendi kendime tamam bu da bir dönem bunun yaşanılması gerekiyor ihtiyaç bu yöndeyse buna yönelik okumalar yapalım dedim.
Gel zaman git zaman baktim ki sosyal medya adını verdiğim yeni yüzyılın hastalığı (ki bence yeni yüzyılın uyuşturucusu) musallat oldu. İlk başlarda herkes gibi atıp tutarken bir baktım benim de elimden düşürmediğim bir alışkanlık halini almış. Yine de bağımlı olduğumu kabullenmedim her bağımlı gibi sadece bakıyorum şöyle bir göz gezdiriyorum minvalinden sözlerle kendimi avuttum. Lakin bir bağımlı olduğumu telefonum bozulup da bir kaç gün telefonsuz kalınca anladım. İlk gün bir uzvumu kaybetmişim gibi bir duyguyla etrafta gezinmeye başladım. İkinci gün mutsuzluk katsayım arttı. Derken 5. gün yeniden doğmuş gibiydim. Bu süreç içinde sevdiğinden ayrılan her fani gibi teselliyi eski sevgili de aradım. Kitaplarda. Yüz vermedi tabii ki ben eski ben değildim. Okumak eylemi bakmak ya da görmek gibi değildirç Beynin bu konuda eğitilmesi gerekir. İşte bu noktada durumun vehametini iyice kavradım instagramda veya facebookta 2-3 satırlık bilgiye alışık olan canım düşünme organım artık bir çöle dönmüş. Aslında bir mecaz gerekiyorsa çölden daha ziyade sürekli akan bilgi enformasyonu altında kuduza yakalanmış salyalarını akatarak sağa sola koşan, saldıran bir köpek daha doğru olacaktır. Çünkü gün boyunca bir sürü bilgi akıp geçiyor gözümüzün önünden herşeyi okumak istiyoruz herşeyi görmek hep daha fazlası. Evet bu çok olumlu birşeymiş gibi geliyor ilk başta lakin bu kadar aldığın bilgiyi nerede işleyeceksin ve nerede depolayacaksın. Sonuçta hepimiz insanız ya da şöyle söyleyeyim gün boyunca gözünün önünden akan bu bilgi çağlayanından payını düşeni almaya çalışırken neyden gözünü kaçıracaksın gözün neyi görmeyecek. İşte beni korkutan bu.
Herşeyi istiyorum her şeyi. Tüm yeni çıkan kitapları okuyayım tüm yeni çıkan filmleri seyredeyim tüm müzikleri dinleyeyim en el değmemiş yerlere gideyim en metropolde yaşayayım işimde bir numara olayım hem iş kolik olayım hem iyi aile insanı çocuklarıma da yeteyim ama sosyal çevreden de geri kalmayayım hep yiyeyim hiç kilo almayayım herşeyden keyif alayım ama hiçbir şey sağlığımı bozmasın ehlikeyf olayım ama bir o kadar da dünya insanı olarak dünyanın sorunlarına çözüm arayayım herşeyi içselleştireyim ama hiçbişi beni üzmesin o herşey yine de beni teğet geçsin hem dünyalığımı hem ahiretliğimi kazanayım koy koy suyundan da koy koy...
Yok öyle yağma. Şimdi yavaşca önündeki o ekrandan çekil bak bakalım etrafında kim var kim yok resminş çekmeden bir kahveni iç resmini çekmeden bir arkadaşınla buluş. Bir kamera merceğinden değil kendi gözlerinle bir kediye bir çiçeğe gökyüzüne bak. eline bir kitap al ilk gün zor olsa da pes etme oku. Ama tarzının dışında birşeyler oku. Yarın unutacak olsan da oku sorun yok hepimiz okuduğumuz kitabın içindekileri öyle ya da böyle unutuyoruz ama bize hissettirdiklerini unutmuyoruz veya bugünkü bizi biz yapan yapı taşını yine de oraya koyuyoruz.
Bugün de öğreten adam modumuzla yazımızı yazdığımıza göre hiçbir sorunumuz kalmadı çok şükür bugün de dünyayı kurtardım.
Benim için bu kadar önemli ve elzem olan bu alışkanlıktan sanırım çocuk sahibi olduktan sonra bir dönem sonra koptum çünkü oğlum olduktan sonra ki süreçte kendi yaşamsal fonksiyonlarımı sürdürebildiğime şükrettiğim dönemlerim oldu. Sonra biraz o büyüdü biraz ben derken kitaplarıma geri dönebileceğime inandığım zaman geldi çattı. Geldi lakin bu sefer de edebiyat mezunu ve kitaplara aşık bir insan olmama rağmen okuduğum kitapların tarzında bir revizyona gitmem gerekti. Örneğin uzun süreli konsantrasyon gerektiren kitapları listemden çıkartmam gerekti keza o kadar zaman ayırabilecek lüksüm yoktu. ya da ne bileyim içinde çocuk istismarı ya da şiddet içeren kitaplar dağılmama neden oluyordu. Derken bildiğin pembe dizilerden hallice kitaplar seçmeye başladım. Kendi kendime tamam bu da bir dönem bunun yaşanılması gerekiyor ihtiyaç bu yöndeyse buna yönelik okumalar yapalım dedim.
Gel zaman git zaman baktim ki sosyal medya adını verdiğim yeni yüzyılın hastalığı (ki bence yeni yüzyılın uyuşturucusu) musallat oldu. İlk başlarda herkes gibi atıp tutarken bir baktım benim de elimden düşürmediğim bir alışkanlık halini almış. Yine de bağımlı olduğumu kabullenmedim her bağımlı gibi sadece bakıyorum şöyle bir göz gezdiriyorum minvalinden sözlerle kendimi avuttum. Lakin bir bağımlı olduğumu telefonum bozulup da bir kaç gün telefonsuz kalınca anladım. İlk gün bir uzvumu kaybetmişim gibi bir duyguyla etrafta gezinmeye başladım. İkinci gün mutsuzluk katsayım arttı. Derken 5. gün yeniden doğmuş gibiydim. Bu süreç içinde sevdiğinden ayrılan her fani gibi teselliyi eski sevgili de aradım. Kitaplarda. Yüz vermedi tabii ki ben eski ben değildim. Okumak eylemi bakmak ya da görmek gibi değildirç Beynin bu konuda eğitilmesi gerekir. İşte bu noktada durumun vehametini iyice kavradım instagramda veya facebookta 2-3 satırlık bilgiye alışık olan canım düşünme organım artık bir çöle dönmüş. Aslında bir mecaz gerekiyorsa çölden daha ziyade sürekli akan bilgi enformasyonu altında kuduza yakalanmış salyalarını akatarak sağa sola koşan, saldıran bir köpek daha doğru olacaktır. Çünkü gün boyunca bir sürü bilgi akıp geçiyor gözümüzün önünden herşeyi okumak istiyoruz herşeyi görmek hep daha fazlası. Evet bu çok olumlu birşeymiş gibi geliyor ilk başta lakin bu kadar aldığın bilgiyi nerede işleyeceksin ve nerede depolayacaksın. Sonuçta hepimiz insanız ya da şöyle söyleyeyim gün boyunca gözünün önünden akan bu bilgi çağlayanından payını düşeni almaya çalışırken neyden gözünü kaçıracaksın gözün neyi görmeyecek. İşte beni korkutan bu.
Herşeyi istiyorum her şeyi. Tüm yeni çıkan kitapları okuyayım tüm yeni çıkan filmleri seyredeyim tüm müzikleri dinleyeyim en el değmemiş yerlere gideyim en metropolde yaşayayım işimde bir numara olayım hem iş kolik olayım hem iyi aile insanı çocuklarıma da yeteyim ama sosyal çevreden de geri kalmayayım hep yiyeyim hiç kilo almayayım herşeyden keyif alayım ama hiçbir şey sağlığımı bozmasın ehlikeyf olayım ama bir o kadar da dünya insanı olarak dünyanın sorunlarına çözüm arayayım herşeyi içselleştireyim ama hiçbişi beni üzmesin o herşey yine de beni teğet geçsin hem dünyalığımı hem ahiretliğimi kazanayım koy koy suyundan da koy koy...
Yok öyle yağma. Şimdi yavaşca önündeki o ekrandan çekil bak bakalım etrafında kim var kim yok resminş çekmeden bir kahveni iç resmini çekmeden bir arkadaşınla buluş. Bir kamera merceğinden değil kendi gözlerinle bir kediye bir çiçeğe gökyüzüne bak. eline bir kitap al ilk gün zor olsa da pes etme oku. Ama tarzının dışında birşeyler oku. Yarın unutacak olsan da oku sorun yok hepimiz okuduğumuz kitabın içindekileri öyle ya da böyle unutuyoruz ama bize hissettirdiklerini unutmuyoruz veya bugünkü bizi biz yapan yapı taşını yine de oraya koyuyoruz.
Bugün de öğreten adam modumuzla yazımızı yazdığımıza göre hiçbir sorunumuz kalmadı çok şükür bugün de dünyayı kurtardım.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
