Annemin keyfi yerindeyse çok güzel hikayeler anlatırdı bize, bize ablamla bana. Kendi gençlik zamanında olan biteni her şeyi her biri bir başka Türkiye gerçeğine veya göçmen kültürüne dokuna dokuna bize nakledilirdi. Örneğin sandığın bir köşesine sıkışmış fistanı havalandırmak için çamaşır teline sererken başlardı anlatmaya. "Biliyor musunuz bu annemin kına kıyafetiymiş o zaman kına kıyafeti dediğin ne olacak ki bu şalvarla bu mintan işte gelinin diğer genç kızlardan tek farkı gümüş ve altın rengi tellerle işlenmiş kuşağıymış, fakirlik varmış tabii savaştan yeni çıkılmış ülkeye kaçarken varlaını yoklarını orda bırakıp üstündekilerle gelmişler..." şeklinde anlatmaya başlardı. Biz de yeni yeni kadın olma yolunda ilerlerken bu iki üst kuşağın kadın hikayelerini dinlerken büyük bir hevesle "yaaa" " gerçekten mi" vs diyerek hem şaşkınlığımızı üzerimizden atmaya yeltenirdik hem de annemi daha da çok anlatmaya heveslendirirdik. Bu hikayelerden en çok güldüğümüz ve eğlendiğimiz bir tanesini ben de size anlatıcam. Eh birinci ağız kadar zevkli olmayacaktır ama... Efendim annemler genç kızken kış zamanı komşu köylere misafirliğe giderlermiş. Misafir olarak kaldığı ev o akşam köydeki diğer genç kızları da evin de ağırlar tefli çalgılı çengili bir gece geçirilirmiş. Genç kızlar içeride şarkı türkü söylerken delikanlılar da evin karşısına dizilirlermiş. Ellerindeki el fenerlerini ilk olarak hoşlandıkları kızın yüzüne sonra da 'seninle ilgilen kişi benim' babında kendi yüzlerine tutarlarmış. Ben bu hikayeyi dinlerken ne kadar güldüğümü hatırlıyorum. Maksimum seviyede açık ilişki konuşmak görüşmek chatleşmek twitlemek faceden şarkı yollamak ismini göklere yazdırmak yok. O dönemde aşkı ilanın en açık yolu buymuş işte.
İşte geçen gün arkadaşım "pilotun gözüne lazer tutan şahıstan" bahsettiğinde aklıma ilk gelen şey bu hikaye oldu. Adamın suçu yok dedim kendi kendime genetik kodlamada bir hata olabilir aslında hata bile değil. Belki de genetik harikası en az 40-50 yıl öncesinin alışkanlığını kendi zamanına ve habitatına uydurarak günümüze taşımış bir şahıstan bahsediyoruz. Belki o da pilotun gözüne tuttuktan sonra bir de kendi gözüne tutmuştur. Aşkın gözü kördür dedikleri de bu olsa gerek. Gözümü de gözünü de kör değilse bile ederim. Hala "ne alaka? İnsan neden böyle bir şey yapar? Ne tür bir içgüdülenmedir bu?" ve daha niceleriyle beraber kafamda olayı sorgulamama rağmen bir sonuca ulaşamadım. Bu arada internetteki yazılar daha da ilginç çocuğunun yaramazlığını zeka belirtisi olarak gören ebeveyn tadında. Yüzde bir gülümsemeyle "hımmm bir daha olmasın ama çok kızarım bak" edasıyla yorumlar yapılmış. Utanmasak alkışlayacağız göğsümüzü gere gere bravo aferin filan diyecez aman dikkat.
Not: Çevre mi yoksa genetik mi sorusuna cevap veriyorum -EĞİTİM ŞART-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder