Sözüm ona İstanbul'da doğup büyümüşüm bence külliyen yalan. Çocukluğumla ilgili hatırladığım herşey ninemin köyüne ve akabinde İzmite taşınıp "orda bir köy var uzakta "şarkımızdaki lokasyonu değiştirdikten sonra yeni köyümüze ait. "Bunun sonucunda çevre ve hayvan dostu bir insan oldum" diyebilmek isterdim ama olamadım. Çevreciler ve hayvan severler beni taşlamadan önce açıklayayım tamam çevreyi seviyorum hayvanları da seviyorum amaaaa aması var işte. Şöyleki hayvan sevgim sadece sevimli olanlara kısıtlı çevre sevgimde uzakta hoş bir manzara aman ne güzel boyutunda. Bu doygunluktan da ileri gelmiş olabilir bilmiyorum. Daha önce hayvanlarla ya da köy hayatımla ilgili güzel anıları anlatmıştım ya şimdi sıra geldi travmalarıma. Nerden başlasam nasıl anlatsam her hayvanla öyle ya da böyle bir kötü anım olmuş galiba. En iyisi kronolojik sırayla gitmek köpek ısırması, çocukken üç defa köpek ısırdı tedavi: ekmek çiğneyip popoya bir bezle bağlamak. Allahım nasıl kuduz olmamışız ne doktor ne aşı. Hoş anneme göre olmuşum, "şimdiki kişiliğine bakarsak olmuşsun sanırım" şeklinde bir açıklama getiriyor. Her yaz mutlaka 8 - 10 kez arı ısırması (eee balları yerken iyiydi değil mi sıcacık petekleri sıkarak ağıza balı doldurup lüpletmek iyiydi ama) tedavi: ya fesleğen çiçeğiyle ovulur ya da soğuk bıçak olay mahallline sürülür. Yavrusunu korumak isteyen goruk tavuklar tarafından ya da gözü dönmüş hain kazlar tarafından gagalama çalışmaları bunda tedavi yok sonuç var ya kaçar kurtulursun ya da yakalanır haklanırsın bu kadar basit. Sevmek maksatlı kaçan kediyi kuyruğundan tutmak sonucunda kolun boydan boya tırmalanması tedavi annenin sana dönüp "hayvanı heder ettiniz iyi oldu size" şeklindeki azarları. Bu nasıl bir tedavi diyeceksiniz hikmetinden sual onulmaz şahsa karşı ağlayıp sızlanmadan dik bir şekilde durmaya çalışma sırasında psikolojik olarak kolundaki acıyı unutma da iyi bir tedavi yöntemidir bence. Bir keresinde de yavrusunu boynuzlayan ineği engellemek için bir kaç kez dürttüm o da en sonunda bu bir aile meselesidir seni ilgilendirmez şeklinde bir döndü nasıl koşuyorum hem çığlık atıyorum hem ağlıyorum sağolsun bir teyze keza rağmetli olmuştur şimdi beni kurtarmıştı da tedaviye gerek duyulmadı. Temizlik ve hijyen hastası anneme şimdi anlatıyorum da kadın hem şok oluyor hem de çıldırıyor ben nerdeydim o sırada diye. Küçükken bir de sinekleri besliyordum nasıl mı bacaklarımdaki yara kabuklarını soyuyordum onlarda kana gelip konuyorlardı hiç kıpırdamadan bekliyordum galiba 6-7 yaşlarındaydım tedavi: sanırım bunun için daha çok psikolojik bir tedavi gerekliymiş :) Büyüdükçe işler daha iyiye gitmedi bir gün sırtımda birşey geziniyor gibi hissettim ablama ( keza çok severim kendilerini) sırtıma baksana dedim o da saç varmış aldım dedi sonra kolumda da aynı kaşıntıyı hissedince ben tişörtün üstünden şöyle bir kaşıyayım dedim bir çatırtı ve o sırada yatağın üstüne düşen koca yeşil bir bacak ben evin içinde turlar atıyom ama tişörtü çıkartmak aklıma gelmiyor çünkü delirmişim tedavi: hala sürüyor. Hazır laf ablamdan açılmışken yine sıcak bir yaz günü şimdi anlıyoruz tabii bir ateş böceği odamıza girmiş fırfır dönüyor ama görüntü bildiğin exorcist filmlerinden fırlamış bir çift göz şeklinde. Anneyle babaya seslenecek cesaret yok ne yaparsın o sıcakta yorganın altına girerek şeytandan saklanırsın :)Bak şimdi aklıma geldi yine bir yaz günü yerde yüzü koyun uzanmış kitap okuyorum gözümün ucuyla bir kıpırtı gördüm o ne diye bir bakarsın ve bir kertenkeleyle gözgöze gelirsin o odanın bir köşesine sen diğer köşesine ayrıca bir kaç gün de saklandığı için onunla aynı havayı soluduk ki evlere şenlik tedavi:hala sürüyor. Sonunda yetişkinim ama değişen bir şey yok. Üniversitedeyken Vezneciler kız öğrenci yurdunda kaldım yurtta bir kedi vardı haydar adını verdiğimiz sanırım yurttaki tüm kedi familyasının babasıydı hem biyolojik olarak hem de ruhen o ağırlığı vardı. İşte gece tuvalete gitmen gerekir koridorda haydarla karşılaşırsın asla yol vermez sana sıkıysa sen geç tombul, hırslı, tek gözlü bir kediyle loş bir koridorda kapışamayacağına göre geri dönersin sabahı beklersin. Bir de istanbul üniversitesi kütüphanesinden yurda dönerken bir köpek sürüsünün saldırısına uğradım ki sormayın gerçekten oturunca burnunun ucuna kadar geliyorlar ama ısırmıyorlar deneyimlerle sabittir. Neyse sonunda mezun oldum Malatya'ya atandım güzel bir caddede oturmama rağmen balkondaki sigaralarımı nerdeyse benim kadar olan lağım farelerinin karşıdan gözetimi altında içiyordum. Bak bu da benim hala tırsmama neden olan anılarım içindedir. Malatyali arkadaşlar onların özel olduklarını kanallar için gerekli olduğunu söyleyip bizi avutmaya çalışmışlardır biz de zamanla arkadaşlarla bir koğuş ahbabı durumunda sigaramızı içmişizdir. Ve nihayet İstanbul'a geri dönülmüş evlenilip barklanılmış güzel bir ev bulunmuş ve o evin banyosunun halısında siyah bir akreple karşılaşılmış ve yeni eşle ilk çıkmaza girilmiştir bunu kim öldürecek sorunuyla :) Neyse ben cinsiyet olayından yırtıp bu şanlı görevi karşı tarafa yıkmışımdır. Şimdi yine kürkçü dükkanındayım İzmit'e geri döndüm geçen gün piknik yapmaya gittik istanbuldan gelen arkadaşlarla. Akşam üzeri masada dibimde kocaman tombul tüylü tüylü bir tırtıl. Hemen ayaklarımı toplamak suretiyle masanın üstüne çıktım. Ama yapılabilecek bir şey yok ben sevimli, makul boyutlardaki, toplumca iyi huylu olduğu kabul edilmiş hayvanları seviyorum. Bu akşam da bir yarasa olayı yaşadım ki evlere şenlik kahramanım can siperhane bir şekilde yerlerde sürünerek kapıyı açmıştır bu sayede şahsı muhterem hayvandan kurtulunmuştur ama o beyinsiz yaratık nerden girdiyse yine aynı hataya düşmüş biz çıkartmış o yine girmiştir şeklinde bir kovalamaca yaşadık. Neyse nihayet tüm kapılar camlar kapatıldı ve sanırım bu taarruzdan kurtulundu.
Ana düşünce ben alışamadım kardeşim kırsal hayata ben betonerme bir alanda yaşamak istiyorummm yeşili halımın renginde çiçeği böceği tabak çanak üstündeki motiflerde, kediyi köpeği resimlerde diğerlerini de sadece ve sadece hemen zaplayacağım belgesel kanallarında görmek istiyorum. Veee tüm evreni kucaklıyorum geyiklerine hadi ordan diyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder