3 Ağustos 2011 Çarşamba

bir refakatçinin anıları

eeee aslında geçen gün hastane muhabbetine girecektim ki nasıl olduysa tatille başlayıp tatille bitirmişim yazıyı. Eh işte insanın fikri neyse zikri o olur sözüne güzel bir örnek oluşturmuşum. Görüyorsunuz ki yazılarımın altında binlerce gizli öğreti var. Bir Waltman bir ben üniversitedeyken Waltman'dı sanırım "grass" adlı bir şiirini inceliyorduk adam bir ot demiş bildiğin çimen işte, anam bizim hocalar bir ot lafından neler çıkardılar neler. yok efendim şiirde waltman ot derken hem bireyin kendisini hem toplumu kastediyormuş da yok efendim öyleymiş de böyleymiş de ben de bu arada yanımdakine "hakkaten bu adam bu şiiri yazarken bu kadar şeyi bilinçli olarak mı kastetmiş?" diye saf saf soruyorum tabii. Daha sonra kndi kendime de düşündükten sonra kararımı verdim "yok canım daha neler" şeklinde. Dediğim gibi bir Waltman bir ben bir yazarız artık altında ne yatıyor nasıl bir öğreti var o okuyucuya kalmış ( böylece topu da size atıp anlayamıyorsanız sorun sizde diyorum çaktırmadan ona göre)
Efendim bu seferki hastane geyiklerimiz bir hasta gözüylen değil bizzat refakatçi gözüyle aktarılacaktır. Öykünün ana düşüncesini ben şimdiden yazayım siz boşuna okurken kavram karmaşası yaşmayın. Ana düşünce "koyun can derdinde kasap et derdinde". Güzel ülkemin hastaneleri tadından yenmez mekanlarımızdan olmakla beraber asla girdiğin gibi çıkamayacağın önemli evrimsel mekanlarımızın en önemlileridir. Efendim ister hasta olarak isterse hasta yakını olarak oraya bir kez düştün mü ( allah düşürmesin) hızlı bir dönüşüme uğrarsın çıktığında kendin bile kendine şaşırırsın. Hele hele hastanenin elzem bölümlerinden birisindeysen yatak bulma problemiyle başlar olay yatak derken kastedilen kontenjandır ama doktorlar ve hemşireler ısrarla sana yatak yok dedikleri için sen de için için "hee sorun buysa hallolur" şeklinde bir yanılsamaya düşüp evdeki yatağı kapıp gelmeye niyetlenirsin. Süreç içerisinde yedek kontenjandan çıkar ve asil kadroya geçersin. Onca yalvar yakardan sonra seni bir koğuşa verirler işte şenlik o zaman başlar. Birincisi rica minnet zor kapak attığın bir mekan hakkında söylenmeye yüzün tutmaz ikincisi söylensen bile kim seni ipler "işte kapı işte sapı" modunda ters bir bakış fırlatılıverir allahın şaşar. koğuştaki ilk birkaç saattten sonra yani durumu inkar boyutunu aştıktan sonra kabullenirsin ve tam 24 saat içinde odada kaç kişi varsa hepsiyle kanki hatta akraba oluvermişsindir. Bundan sonraki süreç insanın farkettiğinde en çok içini acıtan bölümdür. Nihayetinde hastaneye girmeden önce belli bir kişiliğin, sosyal statün, egon, tarzın ne dersen de işte seni sen yapan burnundan kıl aldırmayan bir tavrın vardı ya hah işte o tavır 48 saat sonra yok olmuştur sen artık o koridorların bir parçası olmuş saçı başı dağıtmışsındır ve kim olduğunu unutmuşsundur. Üçüncü günde dünya o odadan ibarettir artık ve orda yeni bir dünya kurmuşsundur. Artık hasta bakıcılar, hemşireler ve doktorlarla ilgili tüm bilgileri edinmişsindir oraların hakimi edasıyla odaları bile dolaşmaya başlamışsındır. Taki taburcu günü gelip de gün ışığına çıkıncaya kadar bu yanılsama devam eder (ben buna aslan kral sendromu diyorum). Yola adımını attığın ilk anda ulan ben kaç gündür banyo yapmıyorum saçım başım ne alemde veyahut "anam ayağımdaki bu terliklerle mi dışarı çıkmışım" şeklinde ki sızlanmalarla gerçek özüne dönersin ama çok geçtir artık derinliklerde yaşayan başka bir insan vardır yeni bir hastane macerasında dışarı çıkmaya hazır konuşlanmıştır...
Not: allah kimseyi hastaneye düşürmesin yokluğunu da göstermesin :)))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder