Her insanın hayatında unutmak istediği bir anısı vardır. Bu anılar beynimizde uzaydaki kara deliklerle aynı etkiyi yaratmakta ve aynı hasarı benliğimizde açmaktadırlar. Bu tür anılar genellikle-ne hikmetse- ergenlik dönemine rast gelmektedirler. Buna rastlantı demek bu dönemi fazlasıyla hafife almak anlamına gelecektir bu nedenle rastlantı olduğunu kabul etmiyorum. Hepimiz bu yaşta artık biliyoruz ki ergenlik döneminde insan ne yazık ki uzay ve bilgi çağının ortasında olsa dahi ancak bir mağara adamının beyin faaliyetlerini ve ancak bir mağara adamı kadar fikir yürütebilmektedir.
Şimdi sıra geldi unutulası anılarımıza emmm tamam ilk olarak ben eteğimdeki taşları döküyorum. Öncelikle bildiğin tombik bir ergendim işin kötü tarafı nasıl bir kendine özgüven içindeysem hiç ama hiç rejim yapayım kendime bakayım tarzı girişimlerde bulunduğumu hatırlamıyorum. Hatırladığım her gün okuldan döndükten sonra koca bir kase marul salatası hazırlayıp yanınada bir bütün ekmek alıp televizyon karşısına kurulmamdır. İşte herşeyiyle tastamam bir ergen portresi öküz gibi bir iştah+Televizyon. Bu dönemde + bilgisayar şeklinde resmetmek gerekir sanırım. Neyse buraya kadarki kısmı hala sindirilebilir. Asıl mevzuu burdan sonra başlıyor. Kasemi de alıp sobanın arkasına atılmış postumun üzerine kurulup o dönemin vazgeçilmezlerinden olan hint filmlerini izliyordum. Oh be sonunda itiraf ettim. Evet evet yapılabilecek bir şey yok çok da büyük bir zevkle seyredip sonra kıvrıldığım sıcak postikemde uyuyakalıyordum. Garip bir şekilde bu anıların içinde ben kasem ve hint filmlerimin arasında hiçkimse ve başka hiçbir dış etken yok. Anımızın bu kısmına psikolojik açılım yapıyoruz hemen. Neden hiç kimse yok? Çünkü dünya ergenin etrafında döner merkez kaç kuvveti tüm dış etkenleri merkezden dışarı fırlatır. Hiç bir ses ya da komut ya da herhangi bir uyarıcı ergene bu nedenle ulaşamaz.
Daha sonraki dönemlerde bu hint filmlerinin kalıcı hasarı oldu tabii ki. Mesela hala bugün aklımda yer etmiş bir kaç sahne vardır anlamlandırmaya çalıştığım. E tabii bir de pek iyi bir film zevkine sahip değilimdir. Bana aysun hangi filmi alalım bugün ne seyredelim gibi sorular yöneltmemeniz hayrınıza olur. Ama ben yine de size dün seyrettiğim bir filmden bahsetmek istiyorum, Kanlı Hançer. Yapmam gereken işlerden kanal kanal kaçarken denk geldiğim bir Japon filmi. Eğer Japon filmlerinden hoşlanıyorsanız hem görsel anlamda hem duygusal anlamda tatmin edici ve müzikleriyle büyüleyen bir film. Her ne kadar filmin kurgusu 17. yüzyıl japonyasında geçse de günümüze ait evrensel müzikle birleşen sahneler muhteşem olmuş.
Demek ki neymiş kendimizi tüm yönlerimizle kucaklayıp sevmeliymişiz. Ergenlik hatalarımızı yetişkinlik dönemine taşımamalıymışız. Ama bakıyorum kendime kilo oldu 60 yine rejim hak getire. Dün Hindistandı bugün biraz daha doğusu Japonya oldu. Hala içinde aşk, müzik ve dans olan filmlerden hoşlanıyorum. Bir şey daha itiraf etmek istiyorum 32 yaşında edward'ın hastasıyım :)) Final bölümünü sabırsızlıkla bekliyorum...
cok eglenceli yaziyorsun canim cok hosuma gitti;)
YanıtlaSil