geçenlerde eşimle iş dönüşü yorgun argın oturmuş çaylarımızı yudumlarken bir yandan da gözümüzü daldırmış televizyon izliyoruz. İnanın bana alt yazılarda olmasa o modda televizyona dahi o kadar zaman kitlenemeyiz. bu bir çeşit beyin boşaltma operasyonu. günün yorumu yok günün yorumunu yaparken aynı olayları yeniden yeniden yaşamak yok. gerekli parantezleri açıp kendi haklı durumunu savunmak yok bu nedenle en güzel dinlenme şekli. Şeklinde düşünsem de ne yazık ki dinlenmek için başvurulan bu en klasik yöntem düşünülenin veya varsayılanın aksine sizi dinlendirmemekte daha çok yormaktadır. Halbuki bakınız tv dizilerine ya da filmlerine orada neler oluyor. Kara kutudaki bitkin kişi eve gelir gelmez üstüne rahat bir şeyler geçirdikten hemen sonra çıtır çıtır yanan şöminenin karşısına elinde bir kadeh şarap veyahut daha da büyük bir kadeh konyakla geçer ve alevlerin çıkardığı sesler ve ışık oyunları karşısında yudum yudum dinlenir. Ya biz ne yapıyoruz? Hiç mi ders almadık? O kadar televizyon izlemişiz pembeydi karaydı dizilerin dibine vurarak büyümüşüz buna rağmen hiç ana düşünceyevaramamışız. Hala beyin boşaltmak için ya bilgisayarın başına ya televizyonun karşısına geçiyoruz. Boşalır mı canım o beyin daha çok dolar.
İşte o akşam bir film izliyoruz film içinde tüm klasikler var yok böyle bir şey. Baba eski bir araba yarışçısıdır geçmişte bir yarış esnasında birşeyler ters gider ve parlak yarışçı sakatlanır ve bu vurgunla hayatındaki her şey ters gitmeye başlar içkiydi boşanmaydı en çok sevdiği kişiden, oğlundan bile uzaklaşır. Çocuk lise çağına gelince onca yıl boyunca ona bakabilmiş olan ana o yaz onu babasının yanına göndermeye karar verir. Çocuk gerek lise olsun gerek üniversite olsun hiç farketmez kampüstte ilk olarak o mekanın ezikleriyle tanışır ve kanki olur bu genç de onlar gibi görünmesine rağmen bir gün süregelen haksızlığa dayanamaz ve okulun hem yakışıklı hem becerikli on parmağında on marifet delikanlısına kafa tutar. Ve bir anda okuldaki populeritesi tavan yapar. Bu arada bu yakışıklı prensin yanında ya bir prenses vardır (ki süreç içerisinde bizim esas oğlana aşık olur) ya da bir şıllık sevgilisi ve onun bu şıllığına taban tabana zıt "bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" atasözünü yalanlayan bir melaike bulunur. Bunlar ( good ones) flört eder bir nedenden kapışır ters düşerler. Derken ne bileyim efendim bir sportif faaliyet içerisinde okulun popüler çocuğuyla bizim esas olan kapışır. Bu filmde her iki genç de araba yarışçısıydı babanın izinden gitme olayı. Sonra bu okulun ezikleriyle esas oğlan canla başla yarışa hazırlanır onlar toz toprak içinde kalmış çalışırken esas kız da esas oğlanı affetmiş ve onlara yardıma gelmiştir herkesin yüzünde bir gülümseme sonra babanın da iştirakiyle o yüzdeki gülümseme bir kıvanca bir gurura dönüşür. Tüm imkansızlıklara rağmen ( keza biliyorsunuz iyiler hep fakir kötüler zengindir ama benim bu durum için de bir çift lafım olacak "zenginler de ağlar" ) iyi olanlar kazanır keza kötü olanlar hile bile yapmıştır fekat her zaman sabinin yanında olan rabbim o anda da orda hazır ve nazır iyiye yardım elini uzatmıştır.
İşte biz böyle tabiri caizse mala bağlamış televizyona kitlenmişken eşim aramızdaki o sözsüz anlaşmayı bozarak "ne kadar yaratıcı bir senaryo değil mi?" şeklinde serzenişte bulundu. Nihayetinde beynimizi koltuk altımıza alarak dinlendirdiğimiz o büyülü anın dağılmasına ve "no coment" saatimizin içine etmeyi başardı. Fakat film o kadar bilindik bir sahneyle bitti ki ben günü kahkalara gark ederek bitirdim. Şıllık kız geldi biz yenecez biz yenecez sen yanlış taraftasın diye hava attı. O canım güzel hem de iyi kız doğru tarafta olduğunu ileri sürerek "eri" için dua ett. Baba geçirdiği kaza nedeniyle domuz gibiydi ama filmin sonunda teleme peyniri gibi yumuşacık oldu. Annenin bi tarafında bile değil bu olaylar tabii. Çünkü annenin haber bile yok olan bitenden. Neyse ezikler en sonunda kendileri yapmış gibi bir hava bir tafra parlak çocuğun arkadaşlarının yanından sırıta sırıta geçerler. Bu "nasıl koyduk ama size" bakışıdır. Bir görün yani. Mutlu son adı altında ne varsa yaşandı işte. Veeeee biz "allahım ne kadar yaratıcı bir senaryo ne kadar yaratıcı bir son değil mi?" geyikleri içinde günü mutlu mesut bitirdik yine de allah razı olsun.
ana düşünce: allahım kimler nelerden para kazanıyor bir de bizi görsene ;))))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder