Bu bayram bunu bir gün önceye yani arife gününe taşıdım evimize gittim tüm o eski eşyalara ve onlarla ilgili tüm anılara dokundum sonunda günü mezarlık ziyaretiyle noktaladım. Bir gün önceden dibe vurunca bayramın ilk günü diğerlerine göre nispeten daha az acılı oldu. Lakin yine de tadı tuzu yoktu. Seneye en azından kendi evladımın hatrına daha neşeli bir şekilde bayramı karşılamaya karar verdim ve yazdım bunu aklımın bir ucuna. Çünkü ben çocukluğumun bayramlarını gerçekten çok keyifli geçirmiştim. Ve ben kendi payıma düşen tüm bayram anılarımı neşeyle doldurmuştum gönlüme. O zaman benim sıram dedim kendi kendime benim yeni hayaller ve masallar yaratma zamanım. Çünkü ebeveyn olmak bu demekti sonuçta yeni hatıralardan yeni bir insanın yarıdılışına birinci elden tanıklık etmek. Umuyorum ki tutabilirim verdiğim sözü oğluma.
Eeee o zaman gelmiş 'ah nerde o eski bayramlar' deme vakti!
Her yaz annem okul kapanır kapanmaz pılıyı pırtıyı toplar doğruca Edirne'nin yolunu tutardı. Sadece ablamla beni değil bayrama kadar çocuklar İstanbul'da sıkılmasın deyip kuzenlerden de bir kaç tanesini alır ve yola çıkardı. Kasabaya kadar işler yolundaydı da köye araba bulmak zor olduğu için bavullarla epeyce uzun bir yol yürünür ve köye ulaşmanın alternatif yolları bulunmaya çalışılırdı. Belki uzun yollara sevdam o günlerden bana mirastır hep. Herkesin elinde cüssesine göre bir yük kuzenlerden birinin omzunda kasetçalar (tarihi tam hatırlayamıyorum ama 80lerin sonu ya da 90ların başı) kasetçaların içinde Metallica. Yolun her iki tarafında ucu bucağı görülmeyen gündendi (ayçiçeği) tarlaları tepede güneş. Sıcaktan kaynamış buharı üstünde titreşen yollar. Ama herkesin keyfi yerinde. Ha babam yürü de babam yürü. Sonunda bir araç bulunur araç dediysek bazen bir minübüs şanslıysak tanıdık birinin traktörü. Ah o kasaları rengarenk boyalı traktörler. Onlara olan sevdam da bir başkadır hele arkada kilim de varsa değmeyin keyfimize. Binersin arkaya büyükler günündeyse eğer arka kapağa tutunarak ayakta gitmene bile izin verirler. Hem etrafını seyre dalıp sallana sallana tadını çıkartırsın manzaranın hem de büyük bir meydan okuma var orda sallanan kasada ayakta durabilecek kadar büyüdüm ben aslında. Sonra tek tük evler görünmeye başlar ufukta. her biri koca bir avlunun bir köşesine kondurulmuş bembeyaz badanalı mavi pervazlı sundurmalarında çiçek tarhları kapılarında miskin miskin yatan köpekleri ile canım trakya insanı. Çok severim ben Trakya insanını, savaşı ve açlığı görmüş yerinden yurdundan sürülmüş bu insanların gözlerinde acıyı ve buna rağmen hiç eksilmemiş olan neşelerini görürsün aynı anda. Köyün içine vardığımızda annem yeni toprakları fetheden bir kumandan edasıyla yüzünde kocaman kulaklarına kadar yayılan bir gülümsemeyle konu komşu dost akraba selamlamaya başlardı gözleri çakmak çakmak ışık saçardı toprağına ayak basar basmaz. Kuyu başına geldiğimizde herkesten önce Lassi karşılardı bizi. Ah canım Lassi ne akıllı bir köpektin sen. Senden öncesini hatırlamıyorum ben senden sonrası da olmadı zaten. Lassi havlamaya başlayınca o iki büklüm haliyle kalkınıverirdi hemen ninem ablacım misafire hürmet mayamızda varmış gerçekten. Sundurmanın tellerinden gördüğünde bizi gözlerde ilk önce şaşkınlık ardından gelen gördüğüne inanamamazlık ve tüm bedene yayılan o koca mutluluk. İnsan en çok da bunu özlüyor sanırım. Kimsenin sana hoşgeldin demesine gerek kalmıyor ki bu kadar hoş karşılandığında.Şaşıyor insan varlığının bir başkasının varlığında bu kadar kolay yer bulmasına.
İki hoş beş edilir ardından annem hemen ninemin şalvarlarından birini giyiverir ve hop dönüşüm tamamlanır hızla. Bir anda yine genç kızlığına evrilmiş olur ve görürdük hep beraber bir şalvar nelere kadir. Biz de hemen ahıra gider yeni buzak var mı diye bakardık. Ya da yeni civcivlemiş bir tavuk varsa hemen onları paylaşırdık kendi aramızda kara civciv benimse kınalı olan ablamın oluyordu şeklinde. Ne dere kalıyordu ne tepe. Derelerde ayaktan kayıp giden sonra da kaybolan ayakkabılar mı istersin ağaca tırmanırken yırtılan etekler mi. Yenilen bir temiz sopalar mı. Ama yine de herkesin keyfi yerinde.
Arife günü teyzemler oklavalarını sofralarını alır gelirler hep beraber incecik baklava yufkaları açılır. Bizim baklavalar susamla yapılırdı o günler. Bize de kavrulmuş şekerli susam kalacak mı diye köpek balığı gibi dolanırken biz bir yerden oklava geliverirdi hemen 'yufkaların üzerine kıl küspe düşüreceksiniz dollanmayın etrafta' diye bir nevi erken uyarı sistemi. Sundurmanın sonuna kaçıveririz hemen sardunya saksılarının altına minderlerden kurduğumuz evlerimizin o mis gibi kokan dünyasına.Onlar baklavaları açar akşam yemeğini hazırlar kurar kaldırır. Biz hala oyun peşinde. Akşam yemeğinden sonra bu sefer biz de bir telaş başlar Hemen evin önündeki koca dut ağacından en güzel yapraklar toplanır. Biz yaprakları toplarken ninem de kınayı karmaya başlardı. Bütün gün iş güç yetmemiş gibi akşam da bizim gönlümüz yapılırdı. Her birimiz sıraya girer ve kınamızın yakılacağı anı sabırsızlıkla beklerdik. Ellerimize kınalar sürülür önce yapraklar konur sonra çaputlar bağlanır ve doğruca yatağa yollanırdık. Büyükler işten güçten yorgun biz haylazlıktan argın. Ama yine de herkesin keyfi yerinde.
Ve bayram sabahı.Sonunda beklenen gün gelir, Köyün o serin sabahında bayram için erkenden kalkardık uyanır uyanmaz kimin kınası en çok tuttu diye merak ederek doğruca kuyu başına inerdik kınalar yıkanır herkes diğerinin eline bakar kiminki ne kadar tutmuş şekli nasıl olmuş. İtiraf etmeliyim her zaman en güzel tutan kına ablamınki olmuştur. O kadar kırmızı olurdu ki elleri o da çocuk aklıyla kınalı elleriyle peyniri ellerse peynir de kırmızı olur diye düşünüp elleyemezmiş peynirini ekmeğini. Hemen koşarak buz gibi ellerimizle eve gelirdik dedem bayram namazından gelmiş radyosunun başında çayının demini almasını beklerken biz kim bilir ne büyük bir hışımla kahvaltı için içeri dalardık. İlk önce tek tek eller öpülür sonra kahvaltıya oturulur.Yumurta savaşları arasına karışmış bayram şarkıları yeni demlenmiş çayın tüm odayı saran kokusu ve edirne sabahlarının ayazına inat pencereden gözüme vuran güneş... İste bayram sabahı... Akşamı enişteler kuzenler kurulan sofralar kuzinede yapılan kapamalar kahkahalar. Geleni gideni yenileni içileni bol sohbetler...
İlk onlar eksildi sofralarımızdan sohbetlerimizden neşemizden. Sonra annem var gücüyle göğüsledi ipi. İkimizin de okuldan dönüşlerini beklerken ablamla benim o kendi sofralarını en güzel yemeklerle donattı annesi gibi. Sadece bayramlarda değil her sabah öperek uyandırdı öperek uğurladı ve kapılarda karşıladı. Her zaman en rahat uykularımızı uyuduğumuz en tatlı yemeklerimizi yediğimiz en çok huzur bulduğumuz en çok sevildiğimiz baba ocağı ana kucağı için çok çok teşekkürler. Yaşımız kaç olursa olsun her zaman küçük kızlarına kapılarını kalplerini aynı şevkatle açan aynı şevkatle kucaklayan herşeyden öte ruhlarımızı doyuran güzel ailem bilmenizi isterim ki çok seviliyor ve özleniyorsunuz...
Tüm Kalbimle
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder