Bu ara bir haller oldu bana allah seni inandırsın beynimin içi bomboş bir karmaşayla dolu. Aklımın ucuna sıkışmış mı desem saklanmış mı desem bir düşünce tarafından zaptedilmiş durumdayım. Nasıl desem -filmlerde gördüğümüz kadarıyla tarif etmeyi deneyeyim- bembeyaz bir ışık patlatmışlar da işte ben o beyazlık nedeniyle hiç birşeyi göremez olmuşum kör olmuşum gibi. Halbuki ilkçağlardan beri ışık eşittir medeniyet ışık eşittir iyilik ışık eşittir bilgi ışık eşittir her anlamda aydınlanma işte bendeki ışığın ne aydınlanmayla ne de iyilik, huzurla alakası var. Birşey gözümün tam önünde duruyormuş da onu göremiyormuşum gibi bir hissiyat. Bu hissiyadi süreç biraz daha devam ederse zavallı beynimdeki varolan tek tük bilgi parçaçıkları da yanıp kül olacakmış gibi bir hissiyat da var içimde. İnsanın derdini anlatabilmek için elinde elle tutulur bir şey olmayınca yapabileceği tek şey. "İçime öyle doğuyor, hissediyorum, biliyorum ama..." tarzında açıklamalar oluyor. Birisi dönüp "naber peynir nasıl gidiyor hayat?" diye sorsa bu sorunun bile cevabını veremeyecekmişim gibi bir korku da düştü beraberinde içime yakında bu parlak ışık bedenimi de aşıp dışarı fışkıracakmış gibi. Keza bu tanımlama kulağa sanki içimdeki tüm bilgi dışarı bir şelale bir sel ya da bir patlama şeklinde insanoğluna sırayet edecekmiş gibi gelsede. Ne yazık ki dışarı fışkıracak bir bilgi ne bileyim bir hafıza birikimi yok. Benim hafızam da öyle aman aman dolu bir paket değil ki. Benim hafızam megabaytlarla ölçülebilir depolanabilir öyle anlatayayım sana. İçinde sadece bakkal defteri tadında alacak verecek davaları var. Eğer kafamdaki hesaplaşma benim tarafımdan sağlandıysa listeye bir çizik atılır süreç içerisinde o bile kaybolur gider. Bu tarz şeylerin dışında benim için herşey gelip geçici. Yani lafın kısası sevgili okurum beni can evimden vur seni sonsuza kadar başımda taşıyayım. Bendeki sistem bu, resetlemeyi çok denedik ama bu sistem kumanda odasına direkt bağlı silinemiyor.
Ne diyordum bu ışık enginlere sığmam taşarm edasıyla beynimin bendlerini aşmaya başladı ne yazık ki. Aynaya baktığımda gördüğüm tek şey içeriden gelen keskin ışıkla saydamlaşan tenim. (Ya kardeşim atma zaten peynirsin ne saydamlığından bahsediyorsun diyenleriniz olabilir aranızda ayıp eder. Demem o ki artık beyazın da ötesine geçtim saydamım diyorum yahu.) Işık burda da ters tepki yaratıyor insan ışıkla parıl parıl parlayacağını düşünür ya hayır işte öyle olmuyor daha çok soluklaşıyorsun kendi içinde bir kontrast yaratıyor bu durum diğer durumlarda olduğu gibi.
Uzun lafın kısası bu aralar beynim hep yoğun hep yorgun sıkıntı desen sıkıntı değil dert desen dert değil kafaya takılan bir plan proje desen değil boşa koydum dolmadı doluya koydum dolmadı değil yeni atılımlar yapacak bir dimağ değil.
Bendeki nedir nedir nedir?
Aslında bugün sizinle nedir bu kore ve ispanyol yönetmenlerin derdi konulu bir yazı paylaşmak istiyordum lakin kısmet değilmiş. Bugün içimi dökesim varmış. O zaman kalın sağlıcakla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder